Rollo May’de çok sevdiğim bazı fikirler var. Örneğin May’e göre insan ve meşe palamudunu ayıran şey; meşe palamudu kendiliğinden meşeye dönüşürken insanın bütünüyle kendi kararlarına dayanmasıdır. Başka bir deyişle, hiçbir insan kendiliğinden kendisi olmaz, verdiği kararlar onu olduğu kişi yapar. Ve bu kararlar cesaret gerektirir. Cesaret bize hep korkusuzlukmuş gibi tanıtılır fakat May için cesaret, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir. Bu fikri çok soylu ve değerli buluyorum. Cesur birini düşününce aklıma İlyada destanındaki Hektor geliyor. Halbuki gözüpek bir Akhilleus da var orada. Fakat Akhilleus’un cesareti, May’in bedensel cesaret dediği cinsten, kaba-saba bir cesaretti. İleri atılıyordu çünkü muktedirdi. O, tanrıların gözbebeği bir yarı-tanrı idi. Oysa etten kemikten sıradan bir insan olan Hektor, Akhilleus’un karşısında dizleri titrediği halde öne doğru adım atabildiği için cesurdur. Onun cesareti insanlarını sevmesinden, korumak istemesinden ileri geliyordu, tam da bu yüzden o adımı attı.
Bu, Rollo May’in moral cesaret dediği cinsten bir cesarettir. Korkaklığın karışmak istememek olması gibi, moral cesaret de haksızlık ve kötülük karşısında eyleme geçebilmektir. Moral cesaretin kaynağı, kişinin kendi duyarlığını yoldaşı diğer insanların acısıyla özdeşleştirmesinde bulmasıdır. Birbirimize karşı sorumluyuz.
Bu bizi başka bir cesaret türüne getiriyor: Toplumsal cesaret. Toplumsal cesaret diğer insanlarla ilişki kurma yetisidir. Yüzeysel temasların ötesine geçip derin iletişimler kurmak cesaret ister çünkü her karşılaşma farklı bir etki doğuracaktır. Yüreğini diğer insanlara açmak hayal kırıklığı ve daha kötüsü ile sonuçlanabilir. İnsanlar bunu içten içe bildikleri için, derin bir yalnızlık korkusu ile etraflarını pek çok insan ile doldurur fakat