(...) komünizm sayesinde acıya duyarsız hâle gelen Sovyet kadınlarını örnek almalıydım. Eşitliği elde etmiş kadın, fabrikada erkekler gibi çalışıyor ve çocuklarını kreşe bırakıyordu. Doğum kontrolü ve kürtaj hakkına sahipti. Kadınsı olması istenmiyordu. Devrimci olması yeterliydi. Bu kadınların yanlarında kullandığı hijyenik pedlerin, âdet kanına bulanmadan önce bile kızıl olduğunu düşünüyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Miss Barrett dışarı çıkamıyordu. Divana bağımlıydı. “Ancak kafesteki bir kuş kadar anlatacak şeyim var,” diye yazdı kendisi hakkında. B ütün dünya ayaklarının altında olan Flush ise, onun eteğinde yatmak için Wimpole Sokağı’nin bütün kokularından vazgeçmeyi seçti.
Su içtiği mor kâseye hoşnutlukla
baktı mevkiin ayrıcalıklarıdır bu gibi şeyler; sonra zinciri tasmasına geçirsinler diye uysal uysal başını eğdi bunlarda mevkiin ceremeleri. Tam o sırada onu aynaya bakarken gören Miss Barren yanlış bir çıkarsamada bulundu . O bir filozof, diye düşündü , görüntüyle gerçek arasındaki fark üzerine kafa yoruyor. Oysa tam tersine, Flush fermanlarına göz gezdiren bir aristokrattı o sırada.
Miss Barrett konuşuyordu. Flush dilsizdi. Biri kadındı; öbürü köpek. Aralarında bunca sıkı bir yakınlık ve bunca müthiş bir uçurumla gözlerini dikip birbirlerine baktılar. Sonra Flush bir sıçrayışta divanın üzerine atladı ve bundan böyle hep yatacağı yere, Miss Barrett’in ayaklarını örten kilimin üzerine yerleşti.