Bu seriye başlamadan önce klasik bir bilimkurgu okuyacağımı düşünmekteydim. Serinin bestseller olması da bu düşüncemi pekiştirmiş olgulardan biriydi. Uzun süredir de elim okumaya gitmemiş, kendimi böyle bir yolculuğa hazır hissetmemiştim. Şimdi giriş kitabını bitirince duyularımın ne denli haklı olduğunu anladım.
Klişe bir bilimkurgu olmanın çok ötesinde din, monarşi, toplum ve sınıfsallık üzerine çok farklı bir sentezle karşılaşmanın hazzını yaşadım. Fantastik edebiyat ve mitolojik kurgularda sıkça rastladığımız peygamber ve mesih prototipinden çok daha ötede ve derinlikte bir karakter ve onun çevresinde şekillenen bir yapının, dünyanın içerisine girdiğimi hissettim. Esasında dinin özellikle alt sınıf ve sömürülen toplumlar üzerindeki etkisine açtığı perspektif çoğumuzun aleni şekilde bilse bile içselleştirmekten, gerektiği ölçüde anlamayabilmek ve empati kurmaktan uzak olduğumuz bir alan. Modern toplum düzeninde bazı olguları sadece bilgi olarak bi kenara koysak ve biliyor olduğumuzu bilsek dahi üzerinde çok az düşünüyoruz. Kitabın en önemli mesajlarından biri -bana göre- din ve siyasetin aynı potada eridiği yerde bireyin ve bireyselliğin ortadan kalkması üzerine. Yıllar önce yazılmış bir kitabın bu denli güncel kalması da esasen her şeyin özeti. Ve yine önemli bir paradigma da bazen başlamış bir şeyi mesihin dahi durduramayacak olması. Kişilerin artık bir şeyin simgesi haline gelip, onun katalizörü olmaktan çıkabiliyor olması. Toplum denen şey kitlelerin birlikte olduğunda ortaya çıkan yek vücut fikir herkesi ve her şeyi aşabilir bir sele dönüşebilir potansiyeli. Hem korkutucu hem de muhteşem bir insan özelliği. Gezegenimizde piramidin en tepesine çıkan türümüzün bunu başarabilmesinin yegâne sebebi.