Neysen o ol.
Hepimiz Nietzsche’nin adını öyle ya da böyle duymuşuzdur. Felsefe denilince aklımıza gelen başlıca filozoflardan birisidir. Daha yakından okuyanlar bilir, sözlerinin bazısı oldukça serttir üstelik. Acı bir kahve içmiş gibi olursunuz. İçimizdeki bütün putlardan, sahte inançlardan, yerleşik ama bizi zehirleyen her şeyden kurtulmaya yönlendirir insanı. Bağıra bağıra söyler. Özgür ol der. Kendin ol. Neysen o ol.
Kitapta muhteşem bir felsefe ve psikoloji birleşimi görüyoruz. Yaralarını felsefeyle saran doktor ve migren ağrıları krizlerden yaşamı kabusa dönen filozof. Yaşamı boyunca henüz anlaşılmamış bir felsefeci, derinlerinde mutsuzluktan kıvranan her şeye sahip bir ünlü doktor. Karşılaşmaları ve birbirlerini tedaviye başlamaları, her detayıyla merak ve heyecan uyandırıcı. Aslında ortak bazı saplantılara da sahipler. Nietzsche’nin akıl almaz bilgeliği, kıvrak ve keskin cevapları. İnsan olmanın getirisi olan saplantılar üzerine sohbetler. Satranç oyunu gibi hamleler yapan Breuer. Bir yerden sonra kendini tamamen Nietzsche’nin bilgeliğine bırakıyor elbette. Akıcı olduğu kadar durağan ilerleyen, yavaş okunan bir kitap.
Doktor Breuer ’un arkadaşı, yeni yaklaşımları olan ve filozofla olan yolculuğunu özveriyle dinleyen arkadaş genç doktor Freud. Freud’un rüyalara önem vermesi, genç ve başarılı bir doktor olması ve psikolojiye olan ilgisi sebebiyle sohbetlerinin oldukça hoş olduğunu söyleyebilirim.
Nietzsche’nin bazı karanlık noktaları var, kadınlar konusunda bunu görebiliyoruz. Kadına bakış açısı tam olarak şu: mahvedici, hileci, güvenilmez olarak görüyor. Lou Salomé’nin “ev kedisi kılığında yırtıcı hayvan” olduğunu söylüyor mesela. Kadınlarla olan yaşanmışlıkları ona bunları düşündürmüş. Her anlamda kendini uzak tutuyor. Salomé, kız kardeşi, annesi.