Yüzleri dışarıya dönmeye görsün, insanlar kendilerini görmez olurlar. En büyük eksikliğimiz budur işte. Kendimizi göremediğimizden, kafamızda canlandırırız. Herkes başkalarının karşısında kendini düşlediği için, yüzünün ardında yalnız kalır.
Sayfa 11 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi Çevirmen:Orçun Türkay pdf
İnsan kuzu kılığına girmiş bir kurt mudur?
İnsandaki yıkıcılığın kaynağı nedir? Bu soruya bugüne dek üç temel yanıt verilmiştir. Birinci görüş, yıkıcılığın insanın doğasında bulunduğunu, yani içgüdüsel olduğunu savunur. Bu görüşün öncüsü Freud’dur. İkinci görüş, saldırganlığın öğrenilmiş, yani davranışsal olduğunu ileri sürer. Bu görüş daha çok toplumbilimciler tarafından desteklenmiştir. Üçüncü ve en kapsamlı görüş ise Erich Fromm’a aittir: Ona göre insanın saldırganlığı hem içgüdüsel hem de davranışsal, ama aynı zamanda toplumsal ve kültürel dinamiklerle de şekillenen karmaşık bir olgudur.
Freud, 1920'lerde insanın yıkıcılığını yaşam ve ölüm içgüdüsü üzerinden açıklamıştır. İnsanı diğer canlılardan ayıran, kendisinin farkında olmasıdır. Geçmişini bilir, bugününün bilincindedir ve en önemlisi, sonunun farkındadır. Ölüm gerçeğiyle yüzleşebilen tek varlık insandır. Bu farkındalık, insanda hem yaratma hem de yıkma arzusu doğurur. Freud’a göre saldırganlık, bu ölüm içgüdüsünün bir dışavurumudur. “İnsanın içinde bir yok etme arzusu vardır,” der Freud. Bu görüş, 1960’lara dek güçlü biçimde kabul görmüş, ancak sonrasında yerini daha karmaşık açıklamalara bırakmıştır.
Bu değişimde Konrad Lorenz’in İşte İnsan adlı eseri belirleyici olmuştur. Lorenz de saldırganlığı içgüdüsel olarak ele alır, fakat hayvan davranışları üzerinden yorumlar. Freud insanın iç dünyasına eğilirken, Lorenz doğayı gözlemler. Ancak ikisinin ortak noktası açıktır: İnsandaki yıkıcılığın kökü, doğada ve canlılığın özünde aranmalıdır.
İkinci görüş ise Freud’un tam karşısındadır. Bu yaklaşım, insanın doğuştan saldırgan değil, çevresi tarafından şekillendirilen bir varlık olduğunu savunur. “İnsan kuzu olarak doğar, kurtluğa çevrilir.” Bu düşünce, toplumsal rollerin, kültürel normların ve öğrenilmiş