yarı karanlıklarda avuçlarını yanaklarına kapamış ve dehşete düşmüş kadınlar, başı dizlerinin arasına doğru sarkmış bir adam gölgesi, boğulmalar ve çırpınmalar, beyaz bir savruluş içinde lâpalaşan insan kalabalıkları, çanlar, haykırışlar...
ateş amca sofrayı kuruyor,
babamı çağırıyor pencereden, diziliyoruz sofranın etrafına,
bizim ev yanmasaydı,
size de böyle çok ayıp oldu,
hanife hanım hiç istememişti böyle olmasını, daha o tabelayı
getirdiğim gün çıkar at istemem demişti,
yapamadım,
şimdi kül oldu her şey,
oturuyorum,
tırnaklarımı kesip uyumak istiyorum,
kırkla elli üçü toplasak kaç eder,
kaç üzüm tanesi ezmeliyiz evin duvarlarını kırmızıya boyamak için,
babam dükkanını kaybettikten sonra annem bir daha eve hiç
gelmedi
ben artık okulda kalıyorum,
ateş amca beni ziyarete geliyor,
uslu dur diyor,
uslu duracağım ama,
duramıyorum,
bir gazete kağıdı buluyorum, defterimin arasında,
OKULUMUZU BÖYLE YAKTIM,
toprak amca evimizin her yanını ateş aldığında ağzında sigarasıyla
bize gelmişti, verin demişti ayakkabılarınızı boyayalım,
saçlarınızı tarayalım, canım sıkıldı,
ölünce beni gömmek zorunda kalmazsınız, müçteba bey, ben
dört yüz elli yaşındayım dedi, bir imparatorluk gördüm
geçirdim, seni de gömeriz ölürsen,
ölürsen haber et,
kapıyı açtı, içeri girdi, kapı numarası
kırk beş,
kadın oralı olmadı, ben dedi geçen yıl öldüm zaten kimseye
haber etmiyorum,