Kederli olma fırsatını tek bir kere bile kaçırdığımı sanmıyorum. E.M. Cioran
is this how i'm gonna be until the end?
Reklam
Uzak durulası tipler...
Dünya değişiyor, devirler geçiyor ama, insan kumaşındaki o defolar hiç değişmiyor. Kaleme aldığımız aşağıdaki şiirde bahse konu ettiğimiz "tipler", aslında hayat enerjimizi sömüren, bizi aşağı çeken ne varsa, hepsinin birer özeti gibi. "Uzak Durulası" Üç İnsan Tipi: Kibirliler ve Maddiyatçılar: Varlığıyla övünenler, mülk sevdası bitmeyenler. Dünyayı sadece sahip olduklarından ibaret sanan o sığ bakış sahipleri... Tembel ve Beleşçiler: "Minderi çürüten" ama bir yandan da çalışmadan, "havadan kazanç" bekleyenler. Üretmeden tüketmek isteyen, asalak zihniyetliler... Cahil ve İnatçılar: Belki de en tehlikelisi bunlar... Elifi mertek gören (yani en bariz gerçeği bile ayırt edemeyen), bilmediğini bilmeyen ve bu cehaletini "bilgelik" gibi pazarlayanlar... ★ Mevlânâ der ki; "Cahille girme münakaşaya; ya sinirini zıplatır tavana, ya da yazık olur adabına." Gönül heybemizden dökülen bu şiir de tam olarak bu felsefenin modern ve samimi bir dille kağıda dökülmüş hali gibi oldu, buyrunuz... Varlığıyla her daim övünenden Oturduğu minderi çürütenden Mülk sevdası hiç tükenmeyenden Uzakta dur azizim uzak dur Yalana yalanı ekleyenden Havadan kazanç bekleyenden Çayır çimen otlayıp gezeleyenden Uzakta dur azizim uzak dur Dünyayı çiftliği zannedenlerden Şehvetine her an yenik düşenden
Allah'm ya içimden onu al ya da beni yanına al
`GÜLCE
Uçurumun kenarındayım Hızır Ulu dilber kalesinin burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avcunda Derin yar adımı çağırır Dikildim parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Uçurumun kenarındayım Hızır Civan hazır Divan hazır Ferman hazır Kurban hazır Uçurumun kenarındayım Hızır Güzelliğin zulme çaldığı sınır Başım döner, beynim bulanır El etmez Gel etmez Gülce'm uzaktan dolanır Uçurumun kenarındayım Hızır Gülce bir davet Mecaz değil Maraz değil Gülce bir afet Peri değil Huri değil Gülce beyaz sihir Gülce ölümcül naz
Şiir
“12 Eylül’ün ürünü” diye başlayan bir tekerlememiz de halk diline epeyce yerleşmiştir. Kimin ne hoşuna gitmiyorsa, ülkede her ne sıkıntı varsa bu olumsuzluk zaten günah keçisi durumunda olan 12 Eylül yönetiminin bir ürünü olarak etiketlenebilir; “PKK 12 Eylül’ün ürünüdür!”, “Bugünkü ekonomik sıkıntılar ve yüksek enflasyon 12 Eylül’ün ürünüdür!”, “Ülkeyi sağ/muhafazakar partilerin ve liderlerin yönetiyor olması 12 Eylül’ün ürünüdür!”, “Tarikat ve cemaatlerin palazlanması 12 Eylül’ün ürünüdür!” “Şeker bayramının adı Ramazan Bayramı oldu ise bu 12 Eylül’ün ürünüdür” (Bir televizyon programında bunu da duymuştum. / M.S.) Kısacası bugün sorun olan ve bizim hoşumuza gitmeyen her ne var ise 12 Eylül’ün ürünüdür! Yani çok büyük bir yanılgı olarak, 1980’ler adeta 12 Eylül ve Kenan EVREN ile özdeşleştirilmiş, dolayısıyla 1980’lerde sorun olan veya sorun olmaya o yıllarda başlayan her ne problemimiz var ise sebebi 12 Eylül ve Kenan EVREN’e bağlanmıştır. Halbuki 1983 sonunda demokratik düzene geçilip sivil hükümet işbaşına gelmiş, yasama ve yürütmeyi üzerine almıştır. O tarihten itibaren Kenan EVREN de her Cumhurbaşkanı gibi devleti temsil eden, yetkileri sınırlı birisi konumuna gelmiş ve 90’lı yıllara kadar her alanda ülke kaderini tayin eden politikalar ÖZAL hükümetinin birer projesi/ürünü olmuştur.
Reklam
Reklam