İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgâh olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak.
Travmatik olan hayattı. Hepsi. Bütün hayat. Her şey. Özellikle de travmatik gibi durmayan ne varsa. Doğmak gibi. Dolayısıyla doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yakalandığı psikolojik bir hastalığın değil; hayatın tanımıydı. Hayatta kalma isteğinin. Hayata rağmen.
Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.