Neden bilmiyorum ama kimse bir insanın kanla bağlı olduğu insanlardan kendi isteğiyle vazgeçebilmesinin normalliğini kabullenmek istemiyor. Herkes karısından ayrılıyor, en sevdiği arkadaşlarını terk ediyor ama kimse, annesinden ya da ablasından sıkılmış birini ya da onlarla paylaşacak bir şey bulamadığı için uzaklaşmayı tercih eden birini anlamak istemiyor. Nedense herkes bu kararın altında derin psikolojik sebepler, analiz edilmeye muhtaç süreçler,
müthiş travmalar filan aramaya meraklı. Ailenin tek çocuğu olarak büyümüş birinin ana babasını kaybedince tek tabanca kalıvermesi üzücü olmaktan öte bir duruma tekabül etmez, müthiş psikolojik tahliller gerektirmezken; oraya ait olmadığına karar verdiğinden evini, ailesini görmeye gerek duymayan, ailenin işlevsizliğine inanan birinin hali herkese marazlı görünüyor.
Böyle kendi kendini deştiği savaşlardan galip çıkmanın da mümkün olduğunu sanıyordu üstelik, ne garip. Bu kavganın bir kazananı olamayacağını, çünkü savaşların zaten herkesin çoktan kaybettiği bir yerden başladığını, bütün bu sefil kavgaların sadece kaybedenler arasında yapıldığını bilmiyordu.
Daha modern ya da fiyakalı bir isme özendiğinden değil. Başkalarından ödünç alınmış isimlerin kadere tesir ettiğine kanaat getirdiğinden... İnsanların kaderlerine, kaderlerin isimlerine hapsolduğunu bildiğinden... Sevmiyordu adını.