“Annemin birbiri ardına sıraladığı “sonralar” bana aşağılara,derinlere inen, beni ondan uzaklaştırıp,karanlıklara, yalnızlığa sürükleyen bir merdiven gibi gözüktü.”
Mükemmel bir otobiyografi kitabı. Kitapta yeri geliyor duygulanıyorsunuz yeri geliyor sinirleniyorsunuz. Kitabın birkaç yerinde kendimi tutamadım,ağladım. Yazarın daha çocukken yaşadıkları şeyler belki bizim çocukluğumuza- tabi herkesin yaşadığı şeyler vardır- şükretmemizi, ufak şeyler için aslında ne kadar üzüldüğümüzü, asıl sevgi ve saygının zamanında gösterildiğinde kıymetli olduğunu hatırlatır diye umuyorum. Yazar, kitabın tamamına yakın kısmında babasını kaybettikten sonra yaşadıklarını anlatıyor. Ona dedesi ve ninesi bakıyor. Aslında dedesini az da olsa sevsede dedesi o sevgiyi gaddarlığıyla çocuğun içinden alıyor. Ninesi ise dedesine göre daha iyi kalpli biri. Annesini çokta sevdiği söylenemez.Aslında annesini sevmek istiyor -her çocuk gibi- ama anneside aynı dedesi gibi gösteremediği şefkat dolayısıyla çocuktan bu duyguyu da mahrum bırakıyor. Özellikle kitabın son sayfasında olanlar cidden insanın ağzını açık bırakıyor.Çocuk büyütürken onların her şeyi aklında tuttuklarını, yaşananları hala hatırlamalarını, ne kadar unutmak isteselerde akıllarının buna izin vermeyişini ve çocukların psikolojisinin gelecekte hala onlarla olacaklarını, onların davranışlarını belirleyeceklerini unutmadan birer ebeveyn olmak lazım.
Belli ki insanlığın çürümesindeki uzun zaman öncenin bir noktasında , Morlockların ( alt dünya insanları) , yiyecekleri azalmıştı. Muhtemelen fare ve ona benzeyen haşeratlarla besleniyorlardı. Şimdi bile insanoğlu yemekleri konusunda eskiden olduğundan daha az seçici ve titiz, belki bir maymundan bile daha az. İnsan etine karşı ön yargısı da derinlere işlemiş ,kökleşmiş bir içgüdü değil . Bu yüzden , insanın bu insaniyetsiz torunları…