Benim de hayallerim vardı. Daha dokuz-on yaşında doktor mu olsam, yoksa futbolcu mu olsam diye düşünürdüm. Okuldaki arkadaşlarımın, yaz tatilinden döndüğümüzde anlattıkları tatillere, ben de ailem ile gitmeyi ve sadece bir gün de olsa, babamızın elimizden tutup bizi okula götüreceği günü hayal ederdim. Elbet bir gün gelecek ve babam hiç gitmeyecek, yanımızda olacak derdim. İşte benim çocukça kurduğum tüm hayaller bir pazar günü son buldu. Babam, o lanet olası günden sonra hiç gelmeyecekti. Hayallerim ile birlikte, yüzünü görmek, sesini duymak, geleceği günü sabırla beklemek bitmişti.
Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Romanın konusu 1926 İzmir Suikastı gibi son derece buhranlı bir devrede geçiyor. Bunun için adını Kurt Kanunu koyduk. Kişiyi sosyal çevresi ve bunalımları içinde ele alıyorum. Gerçekten büyük tehlikeler içinde kıstırılmış insanların romanı bu.”
Özellikle teknolojinin, robotların ve global bir ekonominin kuralları değiştirdiği bir dünyada, zengin olmak için yüksek gelirinizin olması gerektiği efsanesini çürütür.