Daha küçük bir çocukken, "Büyüyünce mutlaka yalnız kalacağım!" derdim. İşte, sonunda yalnızdım! Ancak bu defa da yalnızlığa hapsolmuştum. Oysa ben sadece, istediğim zaman, içine girip çıkabileceğim bir yalnızlık odası istemiştim.
Çünkü "Ağlama!" derdi. "Ağlamayacaksın!" Ben de hemen silerdim gözyaşlarımı. Galiba bu yüzden, özgürlük, denince, aklıma hep, insanın istediği kadar ağlaması geliyordu.
Çünkü Gaza, bir insanın değil, bir rolün adıydı. Bir karakterin adı! Öyle olması gerekiyordu. Yoksa kendimi çoktan öldürmüş olurdum. Eğer Gaza, gerçekten de bir insan olsaydı, onun varlığına tahammül etmek mümkün olmazdı. Hele onu sevmek, asla!