Değişik ismi ile görür görmez ilgimi çeken bir kitaptı. Bilimkurgu türünün ne denli muhteşem olabileceğini tekrardan hatırlattı bana. Esasında bilimkurgu türü eserlerden çok hoşlanmam çünkü bana realistik gelmezler. Fakat bu kitap okumaya başlar başlamaz bana kurgu bir eserin ne kadar realist bir tutumla yazılabileceğini öğretti. Yazar aklındaki dünyayı o kadar güzel bir dil ve anlatımla ele almış ki kendinizi bir anda üzerinizde 451 yazılı bir üniforma giyen bir itfaiyeci olarak buluyorsunuz. Dönemdeki insanların mutsuzluğunu, karanlığı, yağmuru hissediyorsunuz. Yine kurtulma hissi, kaçma hissi ana karakterin yerine kendinizi koyduğunuzda iliklerinize kadar işliyor. Sevgiyi de sorguluyor bu kitap. Gerçekten sevdiğini sandığımız insanları seviyor muyuz? Yoksa bu duygu sadece sahte bir his mi?
" Bir saniye önce şunu fark ettim ki, o ölse bile üzülmeyeceğim... sanmıyorum. Bu doğru bir şey değil. Bende bir terslik olmalı"
Kitap final olarak kişiye umut aşılayan bir cinste. Özellikle "Bir gün dünyaya sımsıkı tutunacağım. Şimdi bir parmağım üstüne; bu bir başlangıç." sözü her şeyin yeniden başlayıp düzeleceğine, yağmurun dinip güneşin çıkacağına dair olan inancınızı artırıyor.
"Bu tuhaf, onu özlemiyorum, hiçbir konuda pek bir şey hissetmemem tuhaf," dedi Montag." Bir saniye önce şunu fark ettim ki, o ölse bile üzülmeyeceğim... sanmıyorum. Bu doğru bir şey değil. Bende bir terslik olmalı
Ama insanın muhteşem tarafı budur; sil baştan yapmaktan vazgeçecek kadar umutsuzluğa veya tiksintiye kapılmaz asla... çünkü böyle yapmanın önemli ve yapmaya değer olduğunu çok iyi bilir.