İnsan çok sonra gelmişti yeryüzüne. Çok sonra gelmişti ama, çok önce gelen topraklarin da, tohumun da, hatta sert rüzgarların da canını sıkmış, rahatını kaçırmıştı. Sert rüzgarlar eskiden olduğunca duyarsız bir dünyada yalınayaklarıyla doludizgin koşamıyor, insanların engellerine çarparak parçalanıp ufalanıyor, öfkeyle derlenip toparlansa bile, yeniden yeni yeni engeller... Velhasıl rahatı kaçmıştı sert rüzgarların bile.
Milletvekilleri ya? Seçimlerden önce akın akın gelir, halkı toplar, daha iyi geçimden, haktan, adaletten, dinden, imandan bahseder, oyların kendilerine verilmesini isterlerdi. Hem de öyle ki, vekil oldular mı dünyayı değiştireceklerdi sanki. Sanki onlar vekil oldu mu, sokaklardan yağ, bal akacak, bahçeciler bütün haklarına kavuşacak, haklarına kavuşunca da bahçeciliğin bitmez tükenmez dertlerinden geçtim, ellerine daha bol para geçecek, daha bol parayla da saz örtülü çamur kulübelerden kurtulup çoluk çocuklarına sıcak yemekler yedirebilecekleri tencereleri kaynatacaklardı.