"Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.' Neden, diye sordum. 'Öyle mutluyum ki Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.' Hemen onu susturdum: 'Hişşt, hadi ama. Saçmalama.'"
Eski yurduma ansızın duyduğum bu yakınlık... beni şaşırtmıştı. Unutacak, unutulacak kadar uzun zamandır yurtdışındaydım. Şu yaslandığım duvarın gerisinde uyuyanlar için bambaşka bir gezegen olan bir başka ülkede bir evim vardı. Bu toprakları çoktan unuttuğumu düşünüyordum. Oysa unutmamıştım. Yarımayın o kemiksi, donuk ışığında dururken, Afganistan'ın ayağımın altında soluduğunu hissetmiştim. Belki Afganistan da beni unutmamıştı.
Keşke Rahim Han beni hiç aramasaydı. Keşke kayıtsızlığa, unutursa gömülmüş bir halde yaşamama izin verseydi. Ama aramıştı. Ve bana, her şeyi değiştiren şeyler anlatmıştı. Bana, bütün yaşamımın, o 1975 kışından önce, o şarkı söyleyen Hazara dadıdan önce bile bir yalanlar, ihanetler ve sırlar döngüsü olduğunu göstermişti.
Yeniden iyi biri olunabilir, demişti. Bunun bir yolu vardır.
Döngüyü kırmanın bir yolu.
Küçük bir çocukla. Bir yetim. Hasan'ın oğlu. Kabil'de bir yerde.