"Burada size daha önce söylediğim gibi çok derin ve kanıtlanmamış bir hukuku sorunu var, kötü düşünce yanlış bir yorumlamadan doğmadıkça insan doğası suç işlemekten tiksinir. Yine de, uygarlık bazen iyi niyetli içgüdülerimizi bastırıp bizi kötülüğe sürükleyen ihtiyaçlarla, günahlarla ve yapmacık arzularla donattı. Şu deyişin kökeni buna dayanır: Suçluyu bulmak istiyorsanız önce işlenen suçun kime yaradığını araştırın! Sizin ortadan kaybolmanız kimin işine yarayabilirdi?
"Kaçmanın imkânsız olduğunu anlıyorum; Tanrı'nın gerçekleşmesini istemediği bir işi denemek Tanrı'ya karşı gelmektir."
"Neden cesaretinizi kaybediyorsunuz? İlk seferinde başarmayı istemek Tanrı'dan çok şey beklemek demektir. Dana öncekinden farklı bir yöne doğru yeniden başlayamaz mısınız?"
"Onların işlediği suç daha da beter Renee, zira kral ulusun babasıdır ve kralı devirmek ya da öldürmek otuz iki milyon kişinin babasını öldürmek demektir."
"Bundan daha ciddi konuşamam Matmazel," diye devam etti genç Savcı dudaklarındaki gülümsemeyle. "Ve Matmazel'in merakını gidermek için izlemek istediği, benim de tutkularımı tatmin etmek için yürüttüğüm o önemli davalar durumu daha da ciddileştirecek. Düşmana körü körüne saldıran Napoleon'un askerlerinin, bir kurşun sıkarken ya da süngüyle yürürken ne yaptıklarını düşündüklerini mi sanıyorsunuz? Peki şahsi düşmanları sandıkları bir kişiyi öldürürken, hayatlarında görmedikleri bir Rus'u, bir Avusturyalıyı, bir Macar'ı öldürürkenkinden daha mı düşünceli davranacaklar? Zaten böyle olması gerek, yoksa mesleğimizin adaletinden şüphe duyulacak. Sanığın öfke dolu bir şimşeğin parıldadığı bakışlarını gördüğümde, kendimi güçlü hissedip coşuyorum: Bu artık bir dava olmaktan çıkıp bir çatışmaya dönüşüyor; onunla mücadele ediyorum, o karşı koydukça daha da yükleniyorum ve çatışma bütün savaşlarda olduğu gibi, zaferle ya da bozgunla sonuçlanıyor. İşte bir dava böyle yürür! Tehlike insanı belagatli kılar. İddianamenin ardından bana gülümseyen bir sanık etkileyici konuşmadığımı, söylediklerimin yetersiz kaldığını düşündürür. Sanığın suçlu olduğuna inanan bir savcının, suçlunun öne sürdüğü kanıtlar ve hitabet yeteneği karşısında solduğunu, başını öne eğdiğini gördüğünde yaşayacağı gururu düşünün! Öne doğru eğilen o baş kesilecektir."
"Madam," diye yanıtladı Villefort, "sizden alçakgönüllü davranarak geçmişi unutmanızı isteyen Matmazel de Saint-Meran ile hemfikirim. Tanrı'nın iradesini bile yetersiz kaldığı olayları anmak neye yarar? Tanrı geleceği değiştirebilir ama geçmişi değiştiremez. Biz insanların yapabileceği, yaşananları inkar etmesek de en azından üzerlerine bir çizgi çekmektir. Evet, ben sadece düşüncelerimi değiştirmekle kalmayıp babamın ismini de reddettim. Babam Bonapartçıydı ve belki de hala öyledir ve adı Noirtier; ben kralcıyım ve adım Villefort. Bırakın devrimci özsuyu kalıntısı bu yaşlı gövdeyle yok olup gitsin, sadece bu ggövdeden kopamadan ve hatta tam anlamıyla ayrılmak istemeden uzaklaşan filize dikkat edin."