Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eski yurduma ansızın duyduğum bu yakınlık... beni şaşırtmıştı. Unutacak, unutulacak kadar uzun zamandır yurtdışındaydım. Şu yaslandığım duvarın gerisinde uyuyanlar için bambaşka bir gezegen olan bir başka ülkede bir evim vardı. Bu toprakları çoktan unuttuğumu düşünüyordum. Oysa unutmamıştım. Yarımayın o kemiksi, donuk ışığında dururken, Afganistan'ın ayağımın altında soluduğunu hissetmiştim. Belki Afganistan da beni unutmamıştı.
Keşke Rahim Han beni hiç aramasaydı. Keşke kayıtsızlığa, unutursa gömülmüş bir halde yaşamama izin verseydi. Ama aramıştı. Ve bana, her şeyi değiştiren şeyler anlatmıştı. Bana, bütün yaşamımın, o 1975 kışından önce, o şarkı söyleyen Hazara dadıdan önce bile bir yalanlar, ihanetler ve sırlar döngüsü olduğunu göstermişti.
Yeniden iyi biri olunabilir, demişti. Bunun bir yolu vardır.
Döngüyü kırmanın bir yolu.
Küçük bir çocukla. Bir yetim. Hasan'ın oğlu. Kabil'de bir yerde.
Bunca yıldır bana nasıl yalan söyleyebilmişti? Hasan'a? Küçükken beni kucağına oturtmuş, gözlerimin içine bakmış ve şöyle demişti: Tek bir günah vardır. O da hırsızlıktır... Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun. Bunu söyleyen, o değil miydi? Ve şimdi, onu gömmemden on beş yıl sonra, Baba'nın bir hırsız olduğunu öğreniyordum. Hem de hırsızların en kötü türünden, çünkü onun çaldığı şeyler kutsaldı: Benden, bir erkek kardeşim olduğunu bilme hakkını, Hasan'dan kimliğini, Ali'den de onurunu çalmıştı. Nang'ını. Namus'unu.
Sözcükleri aramızda asılı kalmıştı, ama o hiç olmazsa ne söyleyeceğini biliyordu. Oysa ben hala uygun sözcükleri arıyordum, üstelik odadaki yazar bendim.