“Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur: Gerçeği iş işten geçtikten sonra... Artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek, anlamak... Kuru çorak bir arazide, arzulamanın ve dövünmenin uzağında, hayallerin ve hayal kırıklıklarının ötesinde, orada geleceğin hiçbir önemi yoktu, geçmişse yalnızca tek bir ders içeriyordu: Seninle benim gibi kadınlara hayatta yalnızca bir... Tek bir marifet gereklidir, o da tahammül... Sabretmek... Katlanmak!”
"....Aklına Nana’nın bir keresinde söylediği şey geldi. Her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ‘ah’ olduğu… Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp, sessizce aşağıya, insanların üzerine yağıyordu. Bütün bunlar, bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi demişti… Başımıza gelen her şeye nasıl da sessizce katlandığımızın…”
“Bak sana ne diyeyim. Bir erkeğin kalbi fesat, habis bir şeydir, Meryem. Bir ananın rahmine hiç benzemez. Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez. Seni tek seven, benim. Bu dünyada sahip olduğun tek insan, benim.”