merhamet et, hor görme beni. hikâyemi sonuna kadar dinle, ondan sonra ister çek git, ister acı bana. ama ne olur, bir kez olsun duy beni. kanunlarınız mahkûm edilmeden önce en kanlı suçluların dahi savunmalarını dinlemeyi gerektirmiyor mu? sen de dinle beni, frankenstein. cinayetle itham ediyorsun beni, ama vicdanın hiç sızlamadan hazırsın kendi yarattığını öldürmeye. ah, şu insanların sonsuz adaletine bakın hele! yine de yalvarıyorum sakınma benden, kulak ver bir kere. ondan sonra yapabilirsen ve istersen yok et, ellerinle yarattığın eseri.
haksız yere mutluluktan mahrum edilen, cennetinden kovulmuş bir meleğe benziyorum. nereye dönüp baksam bir tek bana yasak olan o saadeti görüyorum. bir zamanlar müşfik ve iyi yürekli biriydim, sefalet bir iblise çevirdi beni.
yeterince acı çekmedim mi ki ıstırabıma ıstırap katıyorsun? hayat birbiri üstüne yığılı kederlerden başka bir şey olmasa da benim için hâlâ kıymetli ve korumaya değer.
sabah uyandığımda neredeydiler acaba? ruhumu canlandıranların hepsi uykuyla birlikte kayıplara karışmıştı ve kapkara melankoli tüm düşüncelerimi gölgelemeye başlamıştı.
artık ne dostluğun şefkati ne yerin ne de göğün güzellikleri ruhumu kederden uzaklaştırabiliyordu; sevginin dili bile etkisizdi. iyi niyetli hiçbir gücün nüfuz edemeyeceği bir bulut kuşatmıştı etrafımı. aldığı ok yarasına bakabilmek, ölümünü beklemek için dermansız bacakları üstünde kuytu çalılıklara doğru sürüklenen yaralı geyikten hiçbir farkım yoktu.