Umutsuzluk Yuvası.... Ve Çerağ
İnsanoğlu ,kimi zaman ,umut coşkunu bir hurma
ağacı gibi yemişle yüklü ,kimi zamanda yoksulluktan kurumuş ve çatlamış bir kaya gibi kısır, yoksul bir mahrumluk anıtıdır . Bir vakit ufkunun eserlerle donandığını görmek mutluluğunu erer, bir vakitte umutsuzluktan her imkânın tükendiği duygusuna kapılır .
Umutsuzluğun insanı çepeçevre sardığı zamanlar, ortam, bütün değer ve önemini yitirir . İnsanı kuşatan hava, aydınlığını kaybeder ,ortalık kararır, etrafı bir sis sarar . Tarih ve geçmiş zaman ,zehirli bir pas gibi bir yere yapışıp kalmıştır sanılır . Tabiat bile insanı körelten bir baskı pusudur sanki . O kadar özenle ve sabırla icat edilmiş ,geliştirilmiş ve insanlık şartı haline getirilmiş kurumlar, kağıttan şatolar gibi birer birer yıkılmakta, insan ,geleceği düşlemekten bile korkar olmaktadır . Umutsuzluk cini ,damarlardaki kanları kapkara kirletmiş ; şeytanın gece yaktığı lambadan çıkan is, ruhları Kendi öz rengine boyamıştır tıpkı . İlham denen aşkınlık esintisinden bir kımıltı bile sezinlememekte , iç alemde insanın yeni doğuşlar güneşi bile simsiyah bir leke gibi devinmektedir . Sosyolojik görüntü ,böylesi bir insanlığın ya da bir toplumun defterinin dürüldüğü izlenimini doğurmakta gecikmez.