Bir toplumun değişimi için inanmış, azimli ve en önemlisi kendi hakikatine ikna olmuş bir insan bazen yeterli olabilir. Malcolm X'in dediği gibi: “Uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.”
Taha Kılınç, Dil ve İşgal adlı eserinde Ben Yehuda'nın hayatını anlatıyor. Ben Yehuda'nın da uğruna mücadele ettiği büyük bir ideali vardır: İbraniceyi yeniden günlük hayatta kullanılan, canlı bir dil hâline getirmek. O dönemde İbranice yalnızca ibadetlerde ve Tevrat okunurken kullanılıyor; günlük yaşamda konuşulması ise yanlış kabul ediliyordu.
Ancak Ben Yehuda, yerleşmiş kabulleri değiştirmeye kararlıdır. Şartlar ne kadar zor görünürse görünsün, çevresindekiler bunun imkânsız olduğunu söylese de o, olumsuzluklara takılıp kalmaz. Üzerine düşen mücadeleyi sonuna kadar sürdürür. Şartlar ne olursa olsun, hakikat olarak gördüğü ideale odaklanarak yaşamını şekillendirir ve sonunda başarır.
Elbette Ben Yehuda bir Yahudidir ve bugün Yahudilerin işlediği zulümler göz ardı edilemez. Ancak bu kitabı okurken amacımız, bir toplumun dönüşümünün nasıl gerçekleştiğini görmek ve bundan dersler çıkarmak olmalıdır. Çünkü bazen farklı dünya görüşlerine sahip insanların hayat mücadeleleri de bize önemli tecrübeler sunabilir.
Kitabın bana hatırlattığı en önemli şeylerden biri, bahanelere sığınmadan doğrularımızın peşinden gitmemiz gerektiğidir. Pes etmeden hakikatimize doğru yürümeli, inandığımız değerler uğruna mücadele etmeliyiz. Toplumda köklü değişimler oluşturmak istiyorsak işe tepeden değil, tabandan başlamalıyız. Eğitime gereken önemi vermeli, geleceğimizin teminatı olan gençleri bilinçli ve donanımlı bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Çünkü nesil değişirse toplum da değişir. Aksi hâlde ortaya konulan çabalar, sloganlardan öteye geçemez.