İtiraf edeyim: Öncesinde yazarı da kitabı da hiç duymadığımdan, çok ümitli olarak başlamadığım bir kitaptı. Basmakalıp bilgilerle karşılaşırım büyük ihtimalle diyordum ancak aksi oldu. Akıcı dili, samimi anlatım tarzıyla da tek solukta biten bir kitaptı. Çok sevdim. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Kitabı kenara kaldırabileceğimi düşünmüyorum; hep görebileceğim, alıp yeniden bilgilerimi tazelemek isteyeceğim eserlerden oldu. Sadece öğretmenler değil; öğretmen adayları, veliler, müdürler ve yöneticilerin de başvurması, elinin altında bulunması gerektiğini düşündüğüm bir eser.
Yazar, çocuklara dersin yanında hatta evvelinde iyilik yapmanın önemini, vefayı, sevgiyi, anlayışı, saygıyı, paylaşımcılığı, nezaketi tüm cephelerden yaşatarak vermemiz gerektiğini anlatıyor.
“İyi bilgiyle donatılan, öğretim verilen ama eğitim verilmeyen birinin pimi çekilmeye hazır bir el bombası gibi olduğunu, böyle bir bireyin sadece o çevrenin değil toplumun sorunu olduğunu,” “geciktirilen görmezden gelinen davranışın daha sonra bir problem olarak karşımıza çıkacağını” dolayısıyla anında iyileştirme çalışmalarına başlanmasını öneren yazar, bana son dönemlerde yaşadığımız acıları tekrar hatırlattı. Sizce de sanki önceden görmüş gibi değil mi?
Öğrencideki cevher neyse, onu hep birlikte bulup keşfetmemizin biricik amaçlarımızdan biri olduğunu belirten yazar, bunu da en güzel örneklemelerle açıklıyor: Merhum sanatçı Hulusi Kentmen’in” İlkokulumuzda bir tiyatro salolunumuz vardı. Birkaç kez orada sahneye çıktım. Sonra mikrop bulaştı bir kere” ifadesiyle birlikte yine merhum ozanımız “Aşık Veysel’in hikayesinin ona babası tarafından 10 yaşındayken alınan bağlamayla başladığına” dikkat çekiyor.
Çocuğa “Değer öğretmenin yolunun uygulamadan geçtiğini“, “Kendi uygulamadığımız bir değeri çocuklara