Rahmetli Aziz Nesin’i okurken sanki bu zamanda yaşayan biriyle sohbet ediyormuşum gibi hissediyorum. Bu kadar evrensel, bu kadar mizah ustası bir yazar daha var mıdır bilmiyorum.
Ülkenin gençleri olarak, en verimli zamanımızda ülkeye hizmet edip faydalı olabilecekken (maalesef), ya yurt dışına gidiyoruz ya da ülkede sonuna kadar şansımızı zorlamaya çalışıyoruz. Bu ülkenin bunca senedir değişmeyen problemleri artık kronik bir hastalık halini almış. Parasızlıktan, işsizlikten yakınmayı bırakınca fark edersiniz ki, bu ülkenin en büyük problemi saygı ve ahlaktır. Size toksik korkudan bahsetmiyorum; gerçek ahlaktan, gerçek saygıdan bahsediyorum. Doğaya saygı, insana saygı, kitaba, böceğe, çiçeğe ve dünyaya saygı… Kibar olduğumuzda enayi sanıp kafalarına vurulunca korkan hayvan köpek olabilir, insan değil. Sadece ahlaklı olduğu için birine saygı duymayacak kadar karakterden yoksun bir ülke düşünün.
Bir konuda hakkını savunuyorsun: "Biz sizden kötü durumdayız kardeşim, susun!" Sen de hakkını savun. Kalbiniz o kadar kurtlu ki, siz mutsuz ve kötü durumda olduğunuz için herkes oraya gelsin istiyorsunuz. Bu ülkede artık “ülkemin insanı mutlu olsun, iyisini yaşasın” diyen yok; bu ahlakta sanatçı, yazar bile yok. Kimleri ünlü ettiklerine ve reyting verdikleri dizilere baksanıza. Nesil problemi falan da değil, direkt akılsızlık. Koca şehirde iki kütüphane, yüzlerce cami… ama herkes zaten aptal, yine ahlaksız.
Bir konuya fikrini dile getiriyorsun. Sövmüşsün gibi, taraf tutuyorlar. Rezil bir bağnazlık. Kör bir fikre kapalılık. Haydi gelin bir grup kuralım, sadece Aziz Nesin hakkında olumsuz-olumlu konuşalım desem, katılacak insan bulamam. Çünkü insanlar tartışmayı bilmiyor, fikir paylaşmayı bilmiyor.
Rahmetliye teşekkür ederim. Her okuduğumda aynı geldiğimizi, aynı gideceğimizi