Hukuk toplumsal bir fenomendir, yani toplumda gözlemlenebilirdir; ve bir araştırma nesnesi olarak toplum doğadan tümüyle farklıdır, zira tümüyle farklı bir unsurlar ağından müteşekkildir. Eğer hukuk bilimi doğa bilimleri ile birleşmeyecekse, hukuk da doğanın mümkün olduğunca keskin bir şekilde karşısında konumlandırılmalıdır. Bu bilhassa zordur, çünkü hukukun (yahut ilk bakışta hukuk denilen şeyin) özünün en azından bir kısmı, tamamen doğal bir varlığa sahip olmak anlamında, doğada yer kaplıyormuş gibi görünüyor. Eğer parlamentonun yasama faaliyetini veya sözgelimi idari bir eylemi, bir yargı kararını, bir özel hukuk işlemini, bir suç fiilini -ki bunların hepsine hukuka ait olduklarını belirterek atıfta bulunuruz- çözümleyecek olursanız, birbirinden farklı iki unsur bulursunuz. Bir yanda duyularla algılanabilen, zamanda ve mekanda yer alan harici bir olay, çoğunlukla da beşeri bir davranış bulunur. Diğer yanda ise belirli bir anlam, tabir caizse bu eylem veya olaya içkin veya iliştirilmiş bir mana vardır. İnsanlar bir salonda toplanır, konuşmalar yapar, kimi ayağa kalkar, kimi yerinde oturmaya devam eder -bu, harici olaydır. Anlamı ise şudur: bir yasa çıkarılmıştır. Veya cübbe giymiş birisi bir platformun üzerinde karşısında duran kişilere bir şeyler söyler. Bu harici olayın anlamı bir yargı kararıdır. Bir tacir başka bir tacire kendisine yazılmış bir mektuba cevaben mektup yazar. Bu, onların bir sözleşme ilişkisine girmiş olmaları anlamına gelir. Birisi bir eylemiyle bir şekilde bir başkasının ölümüne neden olur ve bunun anlamı, hukuk diliyle konuşacak olursak, adam öldürmedir.