…biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız. daha çok onların toplumundan kaçarız. tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz: önce kusurlu diye hüküm giymemiz gerekir. yalnızca acınmayı ve yolumuzda cesaretlendirilmeyi dileriz. kısacası, biz hem suçlu olmaktan çıkmayı, hem de kendimizi arıtmak için çaba göstermemeyi isteriz. yeterli hayasızlık da yoktur, yeterli erdem de yoktur.
kimileri, “sev beni!” diye bağırır, ötekiler, “sevme beni!” diye. ama en kötü ve en mutsuzu olan bir bölümü de, “sevme beni, yine de bana sadık kal!” diye.