elini tuttuğum genç adamdan başka herkes evrenden silinip gitmişti, şimdiye kadar doğmuş olan her şey ve şimdiye kadar ölmüş olan her şey dante’nin elinin elime dokunduğu yerde var olmuştu. her şey, gökyüzünün mavisi, bulutlardaki yağmur, kumulların beyazı, okyanusların suyu, bütün ulusların bütün dilleri ve acıları içine atmayı öğrenmiş bütün kırık kalpler.
bayan maudie’yi anlayamıyordum. eşyalarının çoğu yanıp kül olmuştu, bahçesi mezbeleliğe dönüşmüştü ama o jem’le bizim işlerimize çok samimi şekilde ilgi gösterebiliyordu.
bir illüzyondan ibaretti her şey ve çaresiz insanlar kendileri için yarattıkları simülasyonların içerisinde tutuklu kalmaya zenginlerden daha teşneydiler. çünkü her illüzyon, özünde varlık ve yokluk kavramları üzerine kuruluydu. bazı insanlar varlıklı bir hayat sürmekten daha derin arayışlara girebilirdi elbette. gerçekten sevdikleri fakat dünyanın ilgisini cezbetmeyen, keyif almaktan başka kazanç sağlamadıkları işlere, aşklara gark olabilirlerdi. nadiren… nadiren yaşanırdı bu tip zaferler.
saçlarını okşasam bir kuytu ormandayım
bir tutsam ellerinden en sakin limandayım
mesafeleri aşıp sen yanıma gelince
zamanların üstünde başka bir zamandayım