Oğlum..
Sana teşekkür ederim.
Salyangozları sevdiğin için. Çünkü onları sevmeseydin, İhtiyar Adam bu hayata tek başına veda edecekti. “Yaşayan herkes acı çeker. Fakat sadece insanlar ızdıraba fikir giydirirler.” der Bilge Kral.
Oysa şimdi, yaşlı bedenim gözlerimi sonsuzluğa kapatırken,
elimde dostumun en sevdiği küçük çilek beni ölüme götürmeden
birkaç saniye önce, ızdıraplarımı çıplak bırakarak gidiyorum. Kalbimde beni seven bir dostum olduğunu hissediyorum.
İçimde Küçük Dostuma ait fedakârlık duygusunu yaşattığım
için, kusursuz bir acı çekmiyorum. Ölümü acı karşılamıyorum. Bir
yanımın hep yaşayacağını hissediyorum. Beklemek kusursuz olursa
ölüm olur demiştim, yanılmıştım. Şimdi sadece dönmeni bekliyorum.
Ruhum dönmeni bekliyor.
Küçük Dostum, küçük kalbinde yaşamış olduğun acının derinliğini, büyüklüğünü hissettim. Beklemenin ölüm olmadığını hissettim. O iki artı bir evimde hiçbir şey yapmadan beklediğim günlerin
aslında ne kadar değerli olduğunu hissettim.
“Beklemek acı verir insana, acı kusursuz olursa, ölüm olur,” dedim..
“Hayır,” dedin. Beklemek, kimseler bilmeden, sevdiğin ile aranda görünmez bir köprü kurarak beklemek, Azrail’in bile haberi olmadan beklemek. Ama bir köprünün ucunda. Gideceğin yol belli,
yolun sonunda bekleyen belli, ilk adım belli, zamanın durmasını
istediğin o anı yaşamadan birkaç saniye önce beklemek. Ve o heyecanı içinde tutabildiğin kadar tutmak. Son ana kadar, ona seni
seviyorum demenin başka bir yoludur beklemek. Birini ya da bir
zaman dilimini değil, sadece son anın hiç gelmemesi için beklemek. Bir ucu başlamak, diğer ucu bitirmek olan bir köprüde, her
şeyin sonu vardır düşüncesi ile hiç başlamamak. Sadece olduğun yerde güvenle beklemek. Nefes almak. Zamanı durdurmak
gibi bir şey. Tüm engebeli yolları aşmış ve varış noktasına ulaşmışsın, ama bitiş çizgisine bile bile basmıyorsun gibi beklemek.