İki arkadaşın genişçe bir merdivenden indiğini düşünelim. Biri, merdivenlerden düşünce diğer arkadaşı onun için endişelenip "Bir şey söyle, bir şey söyle" diyor. Yere düşüp baygın halde olan kişinin söylediği " şey"dir şiir, diyordu İsmet Özel.
Özel ağabeyin bu şiir tasviri beni çok etkilemişti. Birkaç konferansında da söylediği "Uyku ile uyanıklık arası bir yerde"diye konuşlandırdığı ve tetikte koyduğu bir şeydi şiir. Uyku ve uyanıklık ancak böyle bir örnek olay senaryosuyla bizim gibi metaperestler için anlaşılır gelebilirdi. Metaperestlerin herbirine teker teker en alımlı çalımlı libası giydiren İsmet Ağabey'in bu enfes kitabında aradığım birçok şey vardı. Başta çok yüzeysel şeylere temas etmesini bekliyordum.
Şiiri önünde bir tarih kitabı okur gibi okumak, bir felsefe kitabı okur gibi okumaktan söz edecekti, ardından "şiir okumak için tarihi ve felsefi ard alanı bilmek yetmez söz gelim şu şiirimin şu mısrasında aslında şundan söz ettim ama siz basit okurlar beni hiç anlamadığınız gibi mısrayı da hiç ettiniz" diyecek ve kalaylayacaktı. Cila niyetine de birkaç şiiri de şerh edecek bize çok kıymetli bir armağan bırakacaktı.
Düşündüklerimin hiçbiri olmadı kitapta. Ne beni kalayladı ne de şiirlerini şerh etti. Ben ikisine de taliptim, kabul buyurursa talebesi olma niyetiyle dersini okuyordum. Kitapta anlatılanlar daha çok şiirin geçmişi ve kümülatif sürecindeki isnad noktalarının tenkidi üzerineydi. Bilhassa İkinci Yeni akımı ciddi anlamda İsmet Özel'den paparayı yemişti. Sahiden söz konusu kişi İsmet Özel'se karşı cephe hep müdafaadadır, taarruz yalnız Özel'den gelir ki hepimiz az çok biliriz taarruz güç sahibi olanın elindeki yetkidir. Gücünü kaybeden yahut zaten bir kudret sahibi olmayan daima kendini müdafaa ile yükümlüdür. Garip akımından gelip İkinci Yenicilere