"Artık Kuleli İdadisi'ni bitirmiştim. Fakat başımıza bir akaid dersi çıkardılar. Kuduri şerhini de üçüncü sınıfta okuduk. Harbiye sınıflarında da bu dersler devam edecekmiş. Makine ve kozmografya arasında bunun ne lüzumu var bilmem. ... Şiirde istediğimi yazabiliyordum. Derslerin zor fasıllarını ve rakamlarını şiire döker, pek kolay ve unutmamacasına ezberlerdim. ... Akaid dersini bu hale koymak mümkün olamamıştı. Çünkü bahisler zaten lâzımı gibi tuhaftı. Mesela: Bir kuyuya yelve kuşu düşerse, kuyunun suyu mekruh mu olur? İmam Muhammed olur dermiş, İmam-ı Azam olmaz dermiş gibi marifetler...