"Geçmiş günleri mi özlüyorsun?" Marcelle kuru bir sesle "Hayır," dedi. "O günleri değil. Yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum."
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Otuzla kırk arası insanlar son oyunlarını oynarlar. Marcelle de oynayacak ve kaybedecekti.
Reklam
"Yalnız kalıyorum," diye düşündü. Yalnız ama eskisinden daha özgür değil! Dün kendi kendine, "Marcelle olmasaydı..." demişti. Ama bu bir yalandı. "Kimse özgürlüğüme köstek vurmadı benim. Onu benim kendi yaşamım içti, tüketti." Pencereyi kapadı ve odaya döndü. İviç'in kokusu hâlâ oradaydı, havada dalgalanıyordu. Mathieu kokuyu içine çekti ve bu karmakarışık günü yeniden yaşadı. "Bir hiç için bir sürü gürültü," diye düşündü. Hiç için: Bu yaşam ona hiç için bağışlanmıştı, kendisi hiçti ve buna karşın değişmeyecekti artık: O olmuştu, tamamlanmıştı. Ayakkabılarını çıkardı ve bir an, koltuğun kenarına oturmuş, elinde ayakkabısı, hareketsiz kaldı: Boğazında hâlâ romun şekerli sıcağı duruyordu. Esnedi; günü sona ermişti, gençliğiyle de işi bitmişti. Denenmiş, tartılmış ahlak kalıpları şimdiden, usul usul, gizlice ona yardım öneriyordu: Doğru yolu bulmuş bir Epikurosçuluk vardı, gülümseyen hoşgörü vardı, alınyazısı ve sorumluluk kavramları vardı, stoacılık vardı; kısası, işini bilen bir keyif ehli ustalığıyla boşa harcanmış bir yaşamın her an tadına bakmak için ne gerekiyorsa hepsi vardı. Ceketini çıkardı, kravatını çözmeye davrandı. Esneyerek, kendi kendine tekrarladı: "Gerçek bu, her şeye karşın gerçek; akıl çağına gelmişim ben."
Sayfa 437·Kitabı okudu
“Gidiyorum, geliyorum, dolaşıyorum, geziyorum, gezebilirim. Bunlar benim yaz tatillerim, nereye gitsem kabuğumu birlikte götürüyorum, odamda, kitaplarımın arasında, evimde kalıyorum; Marakeş'e ya da Timbuktu'ya bir santimetre bile yaklaşmıyorum. Trene, vapura, otokara da binsem, tatil geçirmeye Fas'a gitsem, sonra birden kalkıp Marakeş'e dönsem, gene de hep odamda, kendi evimde olacağım. Hatta kumlarda dolaşsam, çarşıda Marakeş'i parmaklarımın ucunda duymak için Arap'ı okşasam gene boş. O Arap Marakeş Çarşısı'nda olacaktır ama ben, hayır: Ben, Faslı Arapla maşlahından üç bin kilometre uzaktaki odamda, yorgun ve düşünceli oturuyor olacağım, kendi arzuladığım yaşamın gerektirdiği gibi. Sonsuza kadar, sonsuza kadar Marcelle'in eski âşığı, şimdi kocası, lisede öğretmen, İngilizceyi öğrenememiş bir adam, Komünist Parti'ye girmemiş, İspanya'ya dövüşmeye gitmemiş bir adam, sonsuza kadar."
anladık, tamam; ben hayvan değilim; ama bu gece, yalnız bu gece yakamı bıraksınlar, bütün bunları unutmak istiyorum. Marcelle unutmuyor, odasında, yatağa uzanmış, her şeyi anımsıyor ve beni görüyor, bedeninin fısıltılarını dinliyor, ee sonra?
“Ben buradayım, kendi kendimin tadına bakıyorum; kanın ve pas kokulu bir suyun buruk tadına bakıyorum; kanın ve pas kokulu bir suyun buruk tadını duyuyorum: Bu benim kendi tadım; kendi kendimin tadıyım ben ve varım, yaşıyorum. Var olmak, yaşamak, işte bu: susamadan, canı çekmeden kendini içmek! Otuz dört yaş, otuz dört yıl! Otuz dört yıldır kendimi tatmaktayım ve ihtiyarım! Çalıştım, bekledim ve istediklerimi elde ettim: Marcelle, Paris ve özgürlük; artık bitti. Artık beklediğim hiçbir şey yok."
Reklam
Reklam