“Gidiyorum, geliyorum, dolaşıyorum, geziyorum, gezebilirim. Bunlar benim yaz tatillerim, nereye gitsem kabuğumu birlikte götürüyorum, odamda, kitaplarımın arasında, evimde kalıyorum; Marakeş'e ya da Timbuktu'ya bir santimetre bile yaklaşmıyorum. Trene, vapura, otokara da binsem, tatil geçirmeye Fas'a gitsem, sonra birden kalkıp Marakeş'e dönsem, gene de hep odamda, kendi evimde olacağım. Hatta kumlarda dolaşsam, çarşıda Marakeş'i parmaklarımın ucunda duymak için Arap'ı okşasam gene boş. O Arap Marakeş Çarşısı'nda olacaktır ama ben, hayır: Ben, Faslı Arapla maşlahından üç bin kilometre uzaktaki odamda, yorgun ve düşünceli oturuyor olacağım, kendi arzuladığım yaşamın gerektirdiği gibi. Sonsuza kadar, sonsuza kadar Marcelle'in eski âşığı, şimdi kocası, lisede öğretmen, İngilizceyi öğrenememiş bir adam, Komünist Parti'ye girmemiş, İspanya'ya dövüşmeye gitmemiş bir adam, sonsuza kadar."