Okurların tutkuları beni büyük umutlarla başlatmıştı ve gerçekten şu emek hırsızı olan şahsın kitabını(onun mu meçhul) ona olan hislerimi kenara bırakarak okudum ama üzgünüm çok sıradan, sıkıcı bir seriydi. Buna rağmen nasıl popülerleşti derseniz sebepler kesinlikle şunlar: siyam editlerinin estetik ambiyansa sahip oluşu ve kitaba yansıtılan yeşilçam şarkılarının insanı tav etmesi. İyi pazarlandığında bomboş bir kitabı bile yok satarsınız.
Aslında kurgu tam olarak boş sayılmaz, malzemesi vardı ve malzemesi bol olan bir kurguyu nasıl hiç edebildi pes doğrusu. Hele o devrik cümlelere ne demeli? Allah’ımmmm, üç cümleden ikisi devrikti, başım ağrıdı, okuduğumu anlamadım, o kadar fazlaydı ki sıfır abartı yani. Bazen 1. 2. 3. kitapta ne okuduk diye sayfalara göz attım, okuduğum sayfaları hatırlayamadım ya ve nedeni serinin tamamının devrik yazılmasından dolayı. Beyin siliyor çünkü. Devrik cümle yazınca sanatsal yazmış olmuyorsunuz yazarlar şunu bir öğrenin.
Dilden konuşmuşken serinin betimlemeleri ilk kitapta yalnızca karakterlerin hareketlerinden ibaretken 2. kitabın ortalarında Karaca’nın düşüncelerine ağırlık vermeye başlıyor. Güzel de yazılmıştı, altını çizmek istediğim yerler oldu ama hiçbirini çizmedim çünkü cümlelerin Beyza’ya ait olup olmadığını tek Allah biliyor. Ben şahsen Siyam’ı onun yazdığını -yani sadece onun yazdığını- düşünmüyorum. Ayrıyeten diğer kitapları platonik lise kurgularından ibaret olan birinden Siyam gibi karışık bir kurgunun çıkacağını, çıksa bile yazmayı becerebileceğini zannetmiyorum. Ek olarak Siyam’daki kalem ile diğer kitaplardaki kalem çok başka. Bu yüzden Siyam’ın ortak bir yazarla yazıldığını ve o gölge yazarın da Siyam kurgusunun asıl sahibi olduğunu, onun bölümleri yazıp Beyza’ya attığını, Beyza’nın da yer yer kendi cümleleriyle