İnsanlık tarihi kadar eski olan bu ürkütücü konuya ancak Peter Weiss'ın iki cümlesini yansıtmakla değineceğim: "Dünya savaşları Avrupa'nın öldürme kültüründen doğmuştur."... "Kasım ayında zeytinler toplanır. İnsanları ayıran olgular karşısında birleştiren olgular giderek çoğalıyor. O halde neden savaş?" (Not Defterleri).
Bu vesileyle tarihte, en azından başlangıçta, Katolik Hristiyanlığın demokrasiyi -ve insan haklarını- kabul etmekteki isteksizliğinin, Yahudi veya Müslüman köktendincilerinin demokrasiye -ve insan haklarına- karşı gösterdikleri güvensizlikten daha az olmamış olduğuna dikkati çekelim.
Bugün hiç kimse devletin insanların bazı hakları, örneğin yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, özgürlük hakkı, düşünme ve düşündüğünü ifade etme hakkı, örgütlenme hakkı vb. üzerinde herhangi bir müdahale yetkisi, tasarruf hakkı olduğunu kabul etmez. Temel haklar, temel insan hakları, doğal insan hakları gibi çeşitli kavramlarla adlandırılan bu haklar, modern demokratik devletlerin anayasalarının girişinde teker teker sayılır ve devletin görevinin, varlık nedeninin, ereğinin bu hakları güvence altına almak olduğu, onun bu haklar alanına hangi nedenle olursa olsun müdahale etme yetkisine sahip olmadığı belirtilir.