Annenin etrafını saran kalabalık hayretle dinliyordu anlatılanları:
-Yoksulluğun, açlığın ve hastalığın ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizi buna mahkum edenleri de tanıyoruz. Bizim mücadelemiz bunların düzeltilmesi içindir. Bu düzen bize karşı olduğu için sürekli ensemizdeler. Açlıktan ve soğuktan kaç kişi kırılıyor bu ülkede biliyor musunuz? Ekmeklerimizi elimizden alıyorlar ve bizi sürünmeye mahkum ediyorlar. Cahiliz... Cahilliğimizi giderecek donanımları kazanmak gibi bir derdimizde yok. Rüyalarımıza bile ipotek koydular ve kabus olarak sundular bize. Söyleyin, böyle yaşamıyor muyuz?
Kalabalığın içinden bazı sesler yükselmişti:
-Doğru söylüyor!...
Hayatın sadece gerçeklerden ibaret olmadığını, gerçeklerin de ötesinde bir başka hakikatin bulunduğunu, duygularımızdan, düşüncelerimizden, ihtiraslarımızdan karlı bir kavşakta ayrıldığımızda her şeyin olduğundan başka bir biçimde görülebildiğini, denizin göle, suyun taşa, insanın ruha dönüştüğünü hissedebiliyordum.