Fatma

Fatma
@marikuri
”kıyılar boyunca akan suyu izlemek. rıhtımlar boyunca gitmek, duvarların dibinden yürümek. zaman kaybetmek, tüm tasalardan, sabırsızlıktan kurtulmak. arzulamayan, gücenmeyen, isyan etmeyen biri olmak.”
Erkekler neden birbiriyle çelişen iki görüşü birden benimseyip imkansız şeylerin olmasını beklerler? Neden sivil toplumun zayıf bıraktığı, hatta belki de kötücül kıldığı bir köleden erdemli olmasını beklerler?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Erkekelerin ilgilerini uyanık tutan ve zihni açıp çalıştırma işlevi gören çok çeşitli işleri ve uğraşları vardır; kadınlarsa yalnızca tek bir alana sıkıştırıldığından, zihinleri mütamadiyen yalnızca kendilerinin en önemsiz yönüyle uğraştığından, zihinleri anlık zaferlerin ötesini nadiren düşünebilirler. Ama kadınların anlayış güçleri bir kez erkeklerin gururunun ve hazcılığının ve onların kısa erimli arzularının sonucu olan kölelikten kurtulursa, kadınların zayıflığına ilişkin anlatılar bizleri şaşkınlığa düşürecektir.
Yüreklerinde başka, daha soylu her türlü tutkunun yerini aşk almış; tek amaçları zayıf ve kırılgan olmak, saygı yerine sevecenlik ve acıma duyguları uyandırmak; bu şerefsiz arzu, mutlak krallardaki kulluk gibi, kişiliği yerle bir ediyor. Erdemlerin anası özgürlüktür ve doğaları gereği köleyseler ve özgürlük havasını solumlarına izin verilmezse, kadınların doğanın güzel hataları olarak yok olmaya yazgılı oldukları kabul edilmelidir.
Kendi sorumluluğunu taşıyabilen tüm varlıkların yönetimi bu varlıkların kendi aklına dayanmalıdır.
Erken yaştan ititbaren pasif bir itaatkarlık gösteren kadınlar bir aile yaşantısını çekip çevirecek ya da çocuklarını eğitecek kadar olgun bir kişiliğe sahip midirler?