”kıyılar boyunca akan suyu izlemek. rıhtımlar boyunca gitmek, duvarların dibinden yürümek. zaman kaybetmek, tüm tasalardan, sabırsızlıktan kurtulmak. arzulamayan, gücenmeyen, isyan etmeyen biri olmak.”
...her gözde, her sözde hissedilen zafer Osmanlı saltanatının tarihine ait değildir. Anadolu’nun içinden yepyeni bir millet doğmuştur. Bu milletin, sarayının kafesleri arkasında titreyen aciz ve korku heyulasıyla, bu milletin Bâbıâli denilen viranede uluyan yıllanmış baykuşlarla hiçbir ilgisi yoktur.
Erkeklerden bir ölçüde bağımsız olana dek, kadınların erdem sahibi olması beklenemez; bağımsızlaşmadıkça onları iyi eşler ve anneler yapacak gücü kendilerinde bulamazlar. Mutlak olarak kocalarına bağımlı oldukları sürece kurnaz, iki yüzlü ve bencil olacaklardır. Hiçbir sözünün dışına çıkmayan, köylüce itaat gösteren varlıklarla tatmin olan erkek de inceliğe sahip değildir.
Kadınların bağımlı kılındıkları zamanın uzunluğu düşünülecek olursa, içlerinden bazılarının ehlileştirilmiş av köpekleri gibi zincirlerine alışmasını ve onu bu zincire mahkûm edene yaltaklanmasını şaşkınlıkla mı karşılamalı?