Georges Perec

Georges Perec

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.9
1.707 Kişi
okuyor-dolu
5,6bin
Okunma
v3_begen_dolu
676
Beğeni
goz
20,6bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Fransız Sosyolog ve Edebiyatçı
Doğum
Paris, Fransa, 7 Mart 1936
Ölüm
Ivry-sur-Seine , Fransa, 3 Mart 1982
Yaşamı
Şaşırtıcı özgünlükteki yapıtlarıyla, anlatı üslubuna ve şiire getirdiği yeniliklerle edebiyat dünyasında ayrı bir yer edinen Georges Perec, 7 Mart 1936'da Paris'te doğdu, 3 Mart 1982'de Ivry'de öldü. Neredeyse tüm yaşamı boyunca Paris'te yaşadı. İkinci Dünya Savaşı'na katılan babası 1939'da öldürüldü. Almanlar Fransa'yı yavaş yavaş ele geçirirken, Perec akrabaları tarafından kırsal bölgeye götürüldü. 1942 yılı sonlarında Paris'te kaybolan annesinin de daha sonra Auschwitz'de ölmesiyle, altı yaşında öksüz kaldı ve halasıyla eniştesi tarafından büyütüldü. Yahudi kökenli oluşunu ve anne babasını savaşta kaybetmesini hiçbir zaman açıkça irdelemese de, bunlar yapıtlarında alttan alta her zaman var olan unsurlar oldu. Perec eğitimini tamamladıktan sonra, bazı dergilere yazılar yazmaya başladı. 1965'te ilk romanı Les Choses. Une histoire des années soixante (1965; Şeyler - Altmışlı Yılların Bir Hikayesi, çev.: Sevgi Tamgüç, Metis Yay., 1998) ile Renaudot Ödülü'ne layık görüldü. O tarihten itibaren birbiriyle hiçbir benzerlik taşımayan yirmiden fazla kitap yayımladı. Perec, 1960'ta Raymond Queneau ve François Le Lionnais tarafından kurulan, Paris merkezli OuLiPo'nun (Ouvroir de Littérature Potentielle-Potansiyel Edebiyat Atölyesi) üyelerindendi. Italo Calvino, Harry Matthews, şair ve matematikçi Jacques Roubaud'nun da üyesi olduğu, matematik, mantık ya da satranç gibi başka alanlardan biçimsel olarak yararlanan, edebiyatı bu alanlardan ödünç aldığı yeni yapılar ve örneklerle genişletmeye çalışan OuLiPo'nun başını çeken edebiyatçılardan biri oldu. Perec, romanlardan toplu çapraz bulmacalara, denemelerden taşlamalara, şiirlerden sözcük oyunlarına çeşitlilik gösteren yapıtlara imza attı. Tersinir sözler, evirmeceler, sözcük oyunları Perec'in yapıtlarından hiç eksik olmadı. 1969'da hiç "e" harfi kullanmadığı La Disparition (Kayboluş) adlı romanı yazdı. Kayboluş bir adamın ortadan kayboluşunun hikâyesidir ve adamın kaybolduğu dünyada "e" harfi de kaybolmuştur, ancak romanın hiçbir karakteri dildeki yer değiştirmelerin, benzetmelerin, tahrif etmelerin ve böyle bir evrenin boşluğu doldurmak için giriştiği sonu gelmeyen hilelerin farkına varmaz. Böyle bir dünyada arkadaşları Anton Ssliharf'i boşuna arar ve birer birer yok olurlar. İnsanın yaşadığı ortamı keşfe çıkan Perec, kimi zaman sivri dilli bir alaycılıkla, kimi zaman da takıntılı bir yöntemcilikle romanlar yazdı. Özel hayatı konusunda her zaman ketum olsa da, yapıtları otobiyografik unsurlarla doludur. 1973 yılında yazdığı La Boutique Obscure, 1975'te kaleme aldığı W ou le souvenir d'enfance (W Ya da Bir Çocukluk Hatırası, çev.: Sosi Dolanoğlu, Metis Yay., 2001), 1978'de yayımlanan Je me souviens, otobiyografik özellikleri daha öne çıkan yapıtlarıdır. Perec'in en önemli yapıtlarından biri de, 1978'de yayımlanan ve Medici Ödülü'ne layık görülen La vie mode d'emploi'dır (Yaşam Kullanma Kılavuzu, çev.: İsmail Yerguz, Yapı Kredi Yayınları, 2001). Harflerle ve sözcüklerle oynamayı çok seven Perec, dili neşeli bir oyun ve keşif alanına, kapıları şiire olduğu kadar derin felsefi düşüncelere de açılan bir laboratuvara çevirmiştir.
kamera
Uyuyan Adam
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Şeyler
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Kayboluş
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Doğdum
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Bahçedeki Gidonları Kroma...
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Bir Paris Semtinin Tüketi...
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
112 syf.
·
Beğendi
Perec'in Uyuyan Adam'ı hiçlikte hapsolmuştur. Mutlak hareketsizlik: ne fiziksel ne de düşünsel bir eylem söz konusudur. Bu nedenle yarı ölüm diye adlandırılan uykuyla özdeşleşmiştir. Freud'un fazla uykuyu bir kaçış olarak nitelediğini biliyoruz. Benim aklıma ise İnception filminde hayattan kaçmak için kendilerini uyutan insanlar geldi: Bu insanlar rüyada olduklarının farkına varıp ona hâkim olarak rüyalarında istediklerini yapabiliyorlar, hâliyle asla uyanmak istemiyorlar. Buna teolojide cennet deniyor. Buna karşın kitapta Uyuyan Adam'ın rüyalarından bahsedilmez. O, yaşamayı hiç bilmediğini ve bilemeyeceğini keşfederek kendini her şeyden soyutlamıştır. Bir isminin olmaması da bunun bir göstergesidir. O, bir hiçtir. Perec onu kitabın bir yerinde şu şekilde tasvir eder: "Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin." Bulanık bir gölge imgesi onun artık bedensel varlığının da tehlikeye girdiğini gösterir: Tabii mitsel bir aura içinde hücreleri buharlaşmamaktadır ancak psikolojik olarak her geçen gün hayatla bağı zayıflayan insan bedeni, artık değiştirilmesi gereken yıpranmış bir deriden başka bir anlam ifade etmez. Hücrenin en son noktası olan çekirdek imgesi onun hiçliğin tam ortasına gelmiş olduğunu gösterir. Güneş onun yıpranmış derisini yakar, bu yüzden geceleri çıkar sokağa ve çevresine hiçbir şey hissetmeden, düşünmeden sadece bakar. Yabancılaşmanın getirdiği korkudan dolayı etrafındaki bakışlardan bile sakınmaktadır, çünkü kendisini fark eden her bir gözle kuracağı bağlantı onu hayata tutacak, bu bağlanma ise yeniden bilinmezlik anlamına gelen hayata dahil olma çabasına sokacak ve bu, onun artık bildiği üzere mutlak bir mağlubiyetten başka bir şeyle sonuçlanmayacak bir çaba olacak. Nihayet onunkisi nötr bir bakıştır: Hiçbir aidiyet duymayan bir bakış. Zira kitapta onun ailesinden, arkadaşlarından doğru düzgün bahsedildiğini görmeyiz. Uyuyan Adam'ın sınav sabahı bile yatağından kalkamadığını ya da kalkamadığını görürüz. Dışarıdan bakıldığında son derece anlamsız bir harekettir hatta başkalarının davranışlarını kendimizinkilerle kıyaslama yaparak anlamlandırma alışkanlığına sahip olan bizler için şımarıkça bir harekettir; öyle ki her gün mücadele ederek zor şartlarda yaşamaya devam eden bizler için onun bu davranışı nedeniyle suçlanması, yargılanması ve bunların sonucunda en azından toplum nezdinde cezalandırılması gerekebilir. Ancak bunları yaparken her birimizin bir şeylerden kaçmakta olduğumuz gerçeğini fark etmeyiz ya da farkında olsak da içten içe, onu görmezden geliriz. İnsan diğer insana ayna vazifesi görür: Bundan dolayı başka insanların bizim gibi olmasını isteriz, ancak böyle rahatlarız ve hayatımıza devam edebiliriz. Tabii ki bunun imkanı olmadığından dolayı ya aynadakini kendimizden hareketle kurgularız ya da aynadakine göre kendimizi… Uyuyan Adam artık aynasına bakmaktan vazgeçmiştir. O, "Oturuyor ve beklemek istiyor sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek." Ancak zaman hiç kimseyi beklemez, akar. O, gerçek bir Efendi'dir. İnsan ona ancak bir yerinden tutunabilir, böylelikle bir nirengi noktası edinerek hayatını buna göre kurgulayabilir. Efendi ise gerçek manada bir Uyuyan'dır. Uyuyan Adam ise onun çok kötü bir kopyasından başka bir şey değildir. Bundan dolayı Perec son bölümde, Uyuyan Adam'ın suratına sert gerçekleri bir bir çarpar. Bunlardan birisinde şunları söyleyerek onun çevresinde var oldugunu zannettiği demir parmaklıkları yok eder: "Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. Sahte mahkum, senin kapın açıktı." Şaşırıp etrafında açılan kapıları, kapıların ardında akan sokaktaki hayatı gören Uyuyan Adam'ın korkusuna aldırmadan devam eder: "Artık sığınağın kalmadı. Korkuyorsun; yağmurun, saatlerin, araba selinin, yaşamın, insanların, dünyanın, her şeyin durmasını bekliyorsun; her şeyin yıkılmasını bekliyorsun … Uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. Daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik, ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğu bitti." Ve sözlerini şöyle noktalar: "Ufacık bir belâ seni kurtarmaya yeterdi belki de: Her şeyini kaybederdin, savunacak bir şeyin olurdu, ikna etmek için, duygulandırmak için söyleyecek sözcüklerin olurdu." Ve Uyuyan Adam uyanır… Keyifli okumalar
kamera
Uyuyan Adam
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.3/10 · 2.896 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
65 syf.
~~~GeorgesPerecKülliyatı~~~
Aslında öylesine okur geçerim zaten kısa diye başlayıp okuduğum tüm kitapları zihnimden geçirince mest olarak bitirdiğim 1kitap oldu zira ben GözüKapalıPerecSevenlerdenim ne yazsa her daim bayıla bayıla okuyorum, yazar camiasında çok zeki bulduğum yazarlar arasındadır kesinlikle... Hemen Uyuyan Adam kitabından oluşumlarla başlayan kitap, E nin Kayboluş una geçerek zihnimdekileri yokladıktan sonra W Ateş Ülkesi ne geçti ki benim en sevdiğim kitabıdır, anlattığı eğlenceli ve düşündürücü durumlarla Karanlık Dükkan bence çok zekice 1kurgu olan rüya kitabı olup yine çok sevdiklerim arasındadır gerçi şuana kadar okuduğum hic1kitabini sevmedim diyemem hepsini çok severek okudum sadece Kayboluş kitabı sonraki okumalara denk getirilmelidir zira kendini zorladığı E harfi olayında kurgu da çok zordu bence, sadece Yaşam Kullanma Kılavuzu nu okumadigim için bu kitaptan bahsettiği yerleri tekrardan okumak isterim ki en merak ettiğim 1001kitaplardan 1idir. Otobiyografik öğeler bulunduran Perec, denemeleri, yazınsal projeler, toplantı tutanakları, kısa anlatılar ve eleştiri notlarından oluşan durumlarda en önemli kitaplarını nasıl kurduğuna, geçmiş günlerinden bazılarını nasıl yaşadığına varana kadar, mekanları, tüketilen yiyecekleri, dilekleri ve tasarıları sürekli not etmenin, Georges Perec'in yazınsal durumunun ötesinde, 1kimlik ve köken arayışına bağlandığının 1er kanıtı olan "Doğum" aynı zamanda diğer kitaplarınin da otobiyografik izler taşıdığının kanıtıdır. Göç ve kaçma, sürgün ve kopma, bellek ve hatıra, doğum ve aidiyet gibi temalar etrafında geçen geçmişte yitirilenlerle gelen 1unutma, unutulma ve kimliksizlik kaygısı!!!na gelip dayanıyor ki anne babasının yaşamındaki hazin durumu bilinince bu konular etrafında oluşan olaylarla kitaplarında izler taşıdığından dolayı bu durum hep içimi acıtmıştır... En son bölümde yapmak istediklerini 37 maddede sunarken çoğunda ortak olanları görünce ekstra mutlu olup Perec i kendime daha da yakın hissetmisimdir ki Uyayan Adam kitabında sanki benim yaşadığım 1donemimi anlatmış gibi hissettiginden ya da ilk okuduğum kitap olmasından kaynaklı yeri hep ayrıdır ki ben tekrardan diyorum Perec ne yazsa okurum çok çok da severim, bu kitabı da belli 1okuma yaptıktan sonra okunursa çok daha iyi olacağını düşünüyorum, herkese mutlu huzurlu keyifli okumalar... ~~~~Önce yapılması çok kolay şeyler var, hemen bugün yapabi­leceğim şeyler, mesela *Neden sakladığımı bilmeden sakladığım bazı şeyleri atmaya karar vermek *Kütüphanemi kesin olarak düzenlemek *Bateri çalmayı öğrenmek (bu herdaim hayalim) *İtalyanca öğrenmek *Resim yapmak *1ağaç dikmek (ve onun büyümesini seyretmek)~~~
kamera
Doğdum
kamera
Georges Perec
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.2/10 · 214 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
96 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
Sahi Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesiydi? Bu soruya cevabım, benim Georges Perec'den okuduğum ilk kitap olacak. :)) Çünkü neyin nesiydi sorusu pırpırdan önce kitap için sorulacak bir soru bence. "Bu okuduklarım da neyin nesiydi?" :))) Kitap konu itibariyle tek kelime ile özetlenecek olursa antimilitarist bir roman. Savaşmak için Cezayir'e gitmek istemeyen bir askerin ve başta Pollak Henri olmak üzere arkadaşlarının onu gitmekten kurtarabilmek için türlü yollar denemeleri üzerine kurulu yer yer komik, yer yer trajik bir öykü. Georges Perec, 1936'da Paris'te dünyaya gelir. II. Dünya Savaşı'nda henüz 3 yaşındayken babasını kaybeder. Annesi ise 1942'de Paris'te ortadan kaybolur. Sonradan Auschwitz kampında öldüğü öğrenilir. Akrabaları tarafından büyütülür. İlk romanı Şeyler 1965'te yayınlanır ve Renaudot Ödülü alır. Sonrasında "Yazarların nasıl isterlerse öyle kullanabilecekleri yeni biçimler, yeni yapılar arayışını" kendine amaç edinen bir topluluğa katılır ve farklı tarzda, deneysel romanlar yazar. 1969'da yayınlanan Kayboluş adlı romanını hiç E harfi kullanmadan yazmış örneğin. Verdiği bir röportajda neden E harfini kullanmadığını şu şekilde açıklar: "Bir roman en çok ihtiyaç duyduğu harf olmadan nasıl yazılır? İşte ben bir romanım ve o kullanamadığım E harfi de benim ailem." İlginç olan romanda "e" harfinin kullanılmadığı açıklanana dek hiçbir eleştirmenin farkına varmamış olmasıdır.:))) Deneysel edebiyatın uç örneklerini sunan Perec bu kitapta da bunu yapmaktan geri kalmamış, başta savaşa gitmek istemeyen karakterin adıyla kitabın ilk satırından son satırına kadar türlü oyunlar oynamış, sadece karakterin isminin başındaki Kara'ya dokunmamış. Bunun sinyalini de kitabın giriş paragrafında vermiş. " Bir delikanlı vardı. Adı Karamanlis'ti. Ya da onun gibi bir şeydi. Karawo? Karabaş? Karafol? Neyse, lafı uzatmayalım, adı Karabişi'ydi." Perec yazarken dilin ve zihnin ezberlerini bozuyor. Mizahı da kullanarak okuyucuyu siz anlamadan istediği yere çekiyor. Yine kitapta yer alan bir cümlede bunu yapacağının haberini de veriyor. " Ey edebiyat! Senin o kutsalların kutsalı süreklilik aşkın yüzünden ne ezalar, ne cefalar çekiyoruz." Böyle kitapların çevirisi de kolay olmasa gerek. Çeviriyi yapan Cemal Yardımcı bence çok iyi bir iş çıkarmış, kendisine tebrikler ve teşekkürler. Kitap, Georges Perec okumaya başlamak için ne kadar doğru bir kitap olur onu bilemem ama farklı bir şeyler okumak, okuma serüveninize renk katmak isterseniz doğru bir seçim olabilir. Zihninizin ezberlerini bozmak istiyorsanız bu kitaba bir şans verin derim ben. Okurken eğleneceğiniz ise garanti.:))) Keyifle okunsun....
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;