Ali E.

Ali E.
@marx2lenin
“MATERYALİZM Felsefî materyalizm, dış dünyanın maddî olarak tanınmasına ve oradan yola çıkarak yorumlanmasına dayanır. Felsefî materyalizm dış dünyadan başlayarak dünyaya açıklama getirir. Felsefî materyalizmin karşısında, felsefî idealizm durur. Bu felsefe de dünyayı düşünceden veya Tanrı’dan (Evrensel Düşünce’den) yola çıkarak açıklar. İki felsefe uzlaşmaz karşıtlık oluşturur. Felsefî materyalizme göre evren maddedir. Madde kategorisi felsefî bir kavramdır; ama evrenin maddî birliğinden türemiştir, insan bilincinin uydurması değildir. Madde, insan bilincinin dışında olan her şeyi kapsar. Maddenin en önemli özellikleri, hareket-mekân-zamandır. Bu özelliklerin hiçbiri maddeden ayrılmaz. Madde ve onun özellikleri yoktan var edilemez; var halinden de yok edilemez. Madde hiçbir şekilde kaybolmaz. Biçim değiştirebilir; ama kaybolmaz. Maddeyi kimse yaratmamıştır; o, ezeli ve ebedi zamandan beri hep vardı, hep var olacaktır. İnsanın bilinci toplumun ürünüdür. Toplumsal olmayan bir bilinç insana özgü değildir. Bu bilincin oluşumu dış dünyaya bağlıdır. Fakat dış dünyanın varlığı insan bilincine bağlı değildir. Felsefî materyalizme göre insanların düşünceleri, dış dünyanın (toplumun ve doğanın) yansımalarıyla oluşur. Bilinçli insan da dış dünyaya etki eder, onu kendine uygun koşullara getirmeye çalışır. Felsefî idealizm, zihin ile bedeni birbirinden ayırır; felsefî materyalizm ise onları birlikte ele alır. İdealistler zihin (ruh) göçüne inanırken; materyalistler buna inanmaz. Felsefî idealizm dış dünyanın varlığını ya insanın varlığına, ya da doğaüstü bir gücü bağlar. Felsefî materyalizm ise, dış dünyanın varlığının insan bilincinden bağımsız olduğunu söyler. Felsefî idealizm, bilgiyi insanın beyninden çıkarır; materyalizm ise dış dünyadan. Felsefî idealizm ile felsefî
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Önce, çarlık Rusyası, en insanlık-dışı ve barbar biçimiyle her türlü zulmün –kapitalist ve askerî zulmün, sömürge zulmünün– yuvasıydı. Rusya'da sermayenin büyük kudretinin çarlık istibdadı ile kaynaştığını, Rus milliyetçiliğinin saldırganlığını, Rus olmayan halklara yapılan zulmün, –Türkiye'de, İran'da, Çin'de olduğu gibi– geniş bölgelerin sömürüsünün, istilâcı savaşlarla ve bölgelerin çarlık tarafından ilhakı ile ilişkili olduğunu kim bilmez? Lenin, çarlık "askerî-feodal bir emperyalizmdir" derken haklı idi. Çarlık, emperyalizmin en olumsuz yanlarının kat kat yoğunlaşmasından doğan bir sonuçtu. Bundan başka, çarlık Rusyası, Batı emperyalizminin başlıca yedeği idi; bu, yalnızca yakıt ve metalürji gibi Rusya'nın ulusal ekonomisinin en önemli kollarını elinde tutan yabancı sermayeye serbest alan olmasından ötürü değildi; aynı zamanda, çarlığın, Batı emperyalistlerinin çıkarları uğruna savaşa sürmek üzere milyonlarca askeri seferber edebilecek durumda olmasından ötürüydü. İngiliz-Fransız kapitalistlerine sınırsız kârlar sağlamak için emperyalist cephelerde kan döken on iki milyonluk Rus ordusunu anımsayınız. Sonra, çarlık, Doğu Avrupa'da, emperyalizmin bekçi köpekliğini yapmakla kalmıyordu, üstelik Paris, Londra, Berlin ve Brüksel'de çarlığa yapılan ikrazların yüz milyonlara varan faizlerini halkın sırtından çıkarmakla görevli emperyalizmin ajanı durumundaydı. Ve son olarak, Türkiye, İran, Çin vb. gibi ülkelerin paylaşılmasında, çarlık, Batı emperyalizminin en sadık müttefiki idi. Çarlığın emperyalist savaşa emperyalist ittifakın bir üyesi olarak katıldığını ve Rusya'nın bu savaşın esas öğelerinden biri olduğunu kim bilmez?
Sayfa 12·Kitabı okudu
Lenin, emperyalizme "cançekişen kapitalizm" derdi. Neden? Çünkü emperyalizm, kapitalizmin çelişkilerini son sınırına, ötesinde devrimin başladığı noktaya vardırır da ondan. Bu çelişkiler arasında, en önemli sayılması gereken üç çelişki vardır: Birinci çelişki, emek ile sermaye arasındaki çelişkidir. Emperyalizm, sanayi ülkelerinde, tekellerin, tröstlerin, konsorsiyumların, bankaların ve malî oligarşinin tam egemenliği demektir. Bu tam egemenliğe karşı savaşımda, işçi sınıfının –sendikalar, kooperatifler, parlamenter partiler ve parlamenter savaşım gibi– alışılagelen yöntemlerinin tamamıyla yetersiz olduğu görülmüştür. Ya kendini sermayeye teslim et, eskisi gibi sürün, hatta daha da aşağıya düş; ya da yeni bir silaha sarıl; emperyalizm, proletaryanın sayısız kitleleri önüne, sorunu böyle koyar. Emperyalizm, işçi sınıfını devrime götürür. İkinci çelişki, hammadde kaynaklarını, başkalarının topraklarını ele geçirmek için savaşım halinde olan çeşitli malî gruplar ve emperyalist devletler arasındaki çelişkidir. Emperyalizm, hammadde kaynaklarına sermaye ihracıdır, bu kaynakların tekeline sahip çıkmak için amansız savaşımdır; "yaşam alanı" arayan yeni malî grupların ve devletlerin, zorla aldıkları yerlere, kene gibi yapışan eski gruplara ve devletlere karşı kıyasıya yürüttükleri, paylaşılmış dünyanın yeniden paylaşılması uğruna savaşımdır. Çeşitli kapitalist gruplar arasındaki bu kıyasıya savaşımın dikkate değer yanı, emperyalist savaşları, başkalarının topraklarını fethetmek için yapılan savaşları, bu savaşımın kaçınılmaz bir öğesi olarak içermesidir. Bu da, emperyalistlerin karşılıklı zayıflamasına, genel olarak kapitalizmin durumunun zayıflamasına, proletarya devrimi saatinin yaklaşmasına, bu devrimin zorunluluğuna neden olması bakımından dikkate değerdir.
Sayfa 10·Kitabı okudu

Ali E.

, bir kitap okudu
5/10
·620 syf.·
Beğendi
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2021 16:54
·
2021 1. kitabı
Lev Troçki
8.5/10 · 60 okunma
Almanya'da kapitalist sistemi köklerine kadar sarsan ve Komünist Partisini (KPD) iktidara getirebilecek bir devrimci durum yaratan bir bunalım ortaya çıkmıştı. Alman hükümeti 1922 'de Versailles Anlaşması ile istenen tazminatları ödeyemediği için Fransız hükümetini 1923 'de Ruhr bölgesini işgal etmek üzere birliklerini göndermişti. Bunu izleyen bunalımın sonucu; orta sınıfın geniş kesimlerini yok eden ve umutsuzluk yaratan, Ruhr'da ve öteki sanayi merkezlerinde büyük grevlere neden olan bir enflasyon, politik cinnet, hükümete duyulan güvenin kaybolması, Nazilerin ve öteki aşın sağ hareketlerin büyümesi ve işçiler arasında bunalımı devrimci yollardan çözecek bir güç olarak Komünist Partisinin büyük destek kazanması oldu. Ama Stalin ve Sovyet bürokrasisi içindeki müttefikleri tarafından yönlendirilen KPD liderliği şaşkınlığa düştü, bocaladı ve fırsatı kaçırdı. Almanya'daki bunalım sona erdi: Alman hükümeti Amerikan yardımıyla 1924'e kadar ekonomiyi ve kendi politik otoritesini dengeye kavuşturdu. Mayıs 1924 Reichstag seçimlerine gelindiğinde, kendilerine Marksist diyen partilerin toplam oyu yüzde 33'e düşmüştü. Bu bir yıl içinde Nazilerin gücü ise bundan daha da hızlı düşmüştü.
Sayfa 57