"Hristiyanlık, İslamiyet gibi semavi dinler de aslında bir ütopya vaadine dayanır. Dinlerin kökeniyle ütopyaların kökeni aynıdır,ideal ve sonsuz bir yaşam önerirler. Cennet ya da bir tür cennet olasılığıdır bu. İslamın yeryüzünde bir cennet, bir ütopya vaadi yoktur. Dünyanın daha güzellleşeceğine dair hiçbir şey vaat etmez. İnsan, bir hazırlık yeri olan dünyada vadesini doldurmaya bakar. Çevresini düzenlemeye değil, ömrünü tamamlamaya bakar. Kölelik kaldırılsın bile demez, kölelerinize iyi davranın,der."
"Bugün toplumumuzun bir kesiminde kadının erkek tarafından uğradığı şiddette erkeği kadın karşısında çaresiz bırakan "dil gücünün" payı olduğunu da hatırlatmak isterim."
(Dünyanın hemen her yerinde kadınların erkeklerden çok daha fazla kitap okuduğu, kadın okur sayısının daha fazla olduğu istatistiklerle de saptanmış bir gerçektir.)
"Dünyadaki bütün milletleri tanıdığımı söyleyemem elbet ama bildiklerim içinde kendi dilini bu kadar sevmeyen, bu kadar bilmeyen, kendi diline bu kadar saygısız başka bir millet daha tanımadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.Sokaktan geçenlere şöyle bir kulak kabartmanız, sosyal medya mecralarında şöyle bir gezinmeniz bile söylediklerimi doğrulamaya yeter."
"Yaşadığımız ülkede kusurları, hataları, suçları aslında hemen her şeyi halı altına süpüren ailelerde yetişiyor, ret ve inkar kültürüyle yoğrulmuş bir toplumda yaşıyoruz. Ülkemizde metrekare başına bir travma, tarih ajandasında her güne bir katliam düşüyor. Ermeni soykırımından Dersim katliamına, Maraş kıyımından 6-7 Eylül olaylarına, Sivas'ta Madımak Oteli kundaklamasına varana dek geçmişimizdeki yakın ve uzak tarihli hiçbir kırım, kıyım, katliamla göz göze gelemiyoruz.
Depremden korkuyoruz ama içimizde uyuklayan vahşetten korkmuyoruz. Uzağa gitmeye gerek yok şimdi burnumuzun dibinde olup bitenlerden bile yara almıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık, en vahşi döneminde yaşıyoruz ama olaylar belirsiz bir tarihte, bilinmeyen bir ülkede geçiyor, öyle mi?"