1. Devrim Olarak Patoloji: "Dünyayı Kurtarmak" Narsisizminin Çöküşü
Dizinin merkezindeki ahlaki ikilem, "kötü" bir sistemi (E-Corp) yıkmak için "kötü" eylemler yapmanın meşruiyeti gibi görünür. Bu, klasik bir "amaç aracı meşrulaştırır" sorunsalıdır.
Elliot'un devrimi ahlaki ya da felsefi bir temelden beslenmez; patolojiktir.
O, varoluşsal bir boşluğun (kapitalizmin yarattığı anlamsızlık, babasının ölümü, annesinin istismarı) içine doğmuş bir hayalettir. "fsociety" bir ideoloji değil, bir semptomdur.
Elliot, dünyayı kurtarmaya çalışmaz; o, kendi içindeki dayanılmaz acıyı, dünyanın üzerine kusar. E-Corp'u yok etme arzusu, felsefi bir arayış değil, babasının intikamını alma, travmasını somut bir düşmana (sisteme) yönelterek yönetilebilir kılma çabasıdır.
"Dünyayı kurtarma" arzusu, çoğu zaman, kendini kurtaramamanın en trajik tezahürüdür. Elliot, sistemi "hack'leyerek" toplumsal borçları silebileceğine inanır. Ancak silemediği tek borç vardır: Kendi varoluşunun travmatik borcu. 5/9 Saldırısı, bir kurtuluş değil, kolektif bir çöküşün, narsisistik bir öfke nöbetinin sonucudur.
Kendi içindeki savaşı kazanamayan hiç kimse, dışarıdaki bir savaşı kazanamaz. Başlattığı devrim, dünyayı daha iyi bir yer yapmaz; sadece kaosu, kendi içindeki kaosun seviyesine yükseltir.
2. Benliğin Ölümü: "Ben", Bir Savunma Mekanizmasıdır
Mr. Robot, "ben kimim?" sorusunu sormaz. "Ben diye bir şey var mı?" sorusunu sorar.
Elliot Alderson, bir karakter değildir; o, bir yokluktur..
Bizim "Elliot" olarak tanıdığımız "Mastermind", gerçek Elliot'un (travmayla yüzleşemeyen o masum çocuğun) kendini korumak için yarattığı bir kalkandır.
Bilinçdışı çatışma, burada, Freudyen bir "id-ego" mücadelesi değildir. Bu, çoktan parçalanmış bir bilincin hayatta kalma stratejisidir.
Sonuç: Kurtuluşun Olmadığı