Yakup kahveye gitmiş. Selamını alan olmamış. Bir kenara oturmuş, kahvedekiler onun geldiğfini görmüşler, görmemezlikten gelmişler. Yanına kımse gitmemiş Yakup kendine bir çay
söylemiş. Bu sırada biri ortaya laf atmış:
- «Allah'ın günü türkü söylenmez ki
- «Hem kadın kısmının sesi de namahremdir. Peygamber efendimiz böyle buyurmuş»,
- «Köyün bereketi kalmadı»,
- «Kalmaz ya!»
- «Kadın dediğin boş bırakılmaz, başını bağlamalı. Arada bir gözünü korkutmalı».
Konuşmalar böyle sürüp gitmiş. Birden Yakup'un yerinden kalktığını, kahveden çıkıp evine doğru gittiğini görmüşler,
koşarcasına. Kahvedekiler bir şeyler olacağını anlamışlar, gidip evin
önüne sıralanmışlar, biraz beklemişler. Bir kadm çığlığı duyulmuş, arkasından iki el silah sesi. Sonra uzunca bir sessizlik. Bundan sonra da Yakup'u evinin toprak damının üstünde görmüşler. Bağırmış:
- «İstediğiniz oldu, öldürdüm».
Sonra tabancasını kalabalığa çevirmiş. Eli tıtrıyormuş, ateş edememiş, tabancasını göğsüne çevirip tetiğe basmış, ayakta ileri geri bir kaç defa sallanmış, damın üstünden yere yuvarlanmış.