Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınız an bittiğini hissedersiniz. Bazıları ise, sanki içinizde yeni bir yer açar ve orada yaşamaya devam eder.. Lale Müldür’ün Anemon'u, benim için kesinlikle ikinci kategoriye ait. Bu kitabı bitireli birkaç saat oldu, ama sanki zihnimin odalarında hafif, melankolik bir rüzgâr esmeye devam ediyor.
Müldür’ün şiirine daha önce de denk gelmiştim, hep o huzursuz, yerleşik düzene uymayan sesini biliyordum. :) Anemon da bu ruhu taşıyor ama burada sanki isyanın biraz yorgunluğu var. Kitap, bir yolculuk gibi bir yerlere hızla gidiyor, sonra duruyor, geri dönüyor, sonra bambaşka bir yola sapıyor.
Anemon’daki şiirler, klasik bir düzen beklemeden okunmalı. Lale Müldür, kelimeleri sanki rastgele bir sepete doldurmuş ve sonra o sepeti ansızın boşaltmış gibi. Bu yüzden anlamı yakalamaya çalışmak yerine, kendinizi o kelimelerin yarattığı atmosfere bırakmak gerekiyor. Bu parçalı dil, aslında hayatın o rastgele anlarını, birbirine uymayan duygularımızı ne kadar da güzel yansıtıyor. Gün içinde aklımızdan geçen o kopuk, anlamsız düşünce zincirleri işte bu dizelerde can buluyor..
¶¶Aşk, hep bir yarım kalmışlık hissiyle başlar.¶¶
Bu basit ve derin dizeyi okuduğumda, aniden metnin tüm o karmaşası duruluyor ve geriye sadece insana dair, saf bir his kalıyor. Müldür'ün o keskin zekâsı, işte bu tür sakin, hüzünlü anlarda kendini gösteriyor. O karmaşanın içinden aniden kalbinize dokunacak bir cümle çıkarıp atabiliyor..
Kitabın genelinde bir yabancılık, bir yalnızlık hissi var. Ama bu yalnızlık, okuyucuyu itmiyor, aksine davet ediyor. Sanki Müldür, en mahrem defterini açmış ve ¶¶Bakın, ben de böyle dağınığım siz de değilsinizdir belki¶¶ diyor.
Bu samimiyet, Anemon'u benim için özel kılan şey oldu. Müldür'ün şiiri, okunup geçilen değil, bir süre zihinde