Bu Cortazar’ı okumaya başlamak için hem çok uygun hem de ma uygun bir kitap. Na uygun, çünkü “vay be, ne edebiyat ama” dedirtecek bir metin değil. Çok uygun, çünkü bir yazarın kafasının nasıl çalıştığını, hayal gücünün nerelerden nasıl beslendiğini anlamak için iyi bir kaynak. Yılanbalıklarının yaşam döngüsüyle 18.yy da Caipur’da yapılan bir gözlemevinin saçma denecek ayrıntıları edebiyattan çok bilime hizmet ediyor gibi. Ama işte, Cortazar. Çoğu insanın aklını birkaç saniye bile meşgul etmeyecek ayrıntılardan varoluşsal bir metin doğuruyor, onu kundaklayıp kucağımıza bırakıyor.
“Burada yılanbalıkları ya da yıldızlardan bahsetsek de aslında insana kafa yoruyoruz.” diyor Cortazar. Çok haklı. Kendi varoluşumuzun ve var kalışımızın sancıları içinde debelenip dururken, bizim dışımızdaki canlı ve cansız varlıkların varlığını ne denli yadsıdığımızı, ve aslında onlarla ne kadar benzediğimizi fark ettiriyor. Belki de diyoruz, baki kalan insanlar ya da yılanbalıkları değil, nehir ve onun akışı.
Sonra: Sayılmaya, adlandırılmaya karşı direnen yıldızların sırrını çözmeye çalışan Cai Singh’i, gözlerine merhem sürerek yaptığı şeyi yapmaya devam ettiren şey her neyse, Cortazar’ı yazmaya iten şey de o mu acaba diye bir soru.
Olasılıkların hepsine başını uzatıp çocuk merakıyla bakmasını sağlayan şey yani. Hayatı anlamak için? Hayatın bir parçası olmak için? Hayatın asla çözemeyeceğimiz anlaşılmaz şifresinden bir harf aşırabilmek için? Bu ezeli düşmanın altın çerçeveli fotoğrafında bir iz bırakmak için? Cevapları umursamasa da soruyu soran olmak için? Nihayetinde, eğer mümkünse, daha az yoksul ölmek için?
Cortazar’ın bir bilim insanı için söylediği şu sözleri ona ithaf etmekte sakınca görmüyorum: “Türümüze miras, okullara ders, doğuştan uykusuzlara şifa”. Ve bahis reklamlarını
Kitabın arkasında benim de çok sevdiğim bir sözü var Pablo Neruda'nın: "Hayatında hiç Cortazar okumamış birisi hiç şeftali yememiş gibidir, onun eserlerini okumamış olmak sinsi ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmaktır". Julio Cortazar gerçekten Marquez'in söylediği gibi bütün dünyaya kendini sevdiren tek Arjantinli mi oldu bilmiyorum; ama evet, Cortazar eserleri, asla bitmeyen, durmayan, teklemesi imkânsız, ve kendini hemen ele vermemeye yeminli bir dil ve imge nehrine girip o nehirle beraber akıp gitmek; yüzmeye çalışırken, bir dip akıntısıyla ters yüz olmak, bir kayaya, ya da bir ağaç dalına tutundum dinleneyim derken nehrin daha coşkun akmasıyla yine diplere derinlere savrulup akması ve akması olabilir ancak. Ülkemizden ancak Faruk Duman'ın dil kamaşmalı ormanı, büyülü dil ormanına benzetebilirim onu, ama orman akmaz, Duman'ın eserlerindeki orman bütün orman hayvanlarıyla, ormanda iyi ve güzel insanlara yol gösteren bir parsın ayak izleriyle doludur. Cortazar'da ise içine kendimizi bıraktığımız dil nehri, asla sakin ve asla birbirini birebir takip eden yollardan , akıntılardan değil, sıçramalardan, dalgalardan, küçüklü büyüklü şelalerden aşağılara dökülmekten ibaret, bu yüzden sakin sakin anlamayı bekleyenler için sıkıcı da olabilir. Bu nehre suyun şırıltısını dinlemek ve o şırıltıyla akıp gitmek için girenlerse aynen Duman'ın ormanındaki sis ve gölgelerin yaptığı gibi, bazen o anlamı yakayabilir, dilin lezzetini anlamanın kendisiyle birleştirip nehirle beraber o yolculuğu daha da güzelleştirebilirler.
Gözlemevi tek bir uzun hikâyeden ibaret: kitabın içinde bizzat yazarın çektiği fotoğraflar yer alıyor. Bunlar 18. yüzyılda Hindistan'da yaşamış Hint sultanı Cai Singh tarafından Hindistan'ın Racasthan eyaletinin başkenti Caipur'da yani Pembe Şehir'de yaptırdığı
Yazarın okuduğum ilk eseri. Kitaba baktığımızda Hint Sultanı Cai Sing’in Caipur’da yaptırmış olduğu gözlemevinin yazar tarafından çekilmiş siyah-beyaz fotoğrafları bulunuyor. Hint Sultanı gözlemevi aracılığıyla göklere duyduğu ilgi ve merakı gidermek için araştırmalar yapıyor. Yazar göğü, yıldızları ve gökbilimiyle alakalı şeyleri bizim anlayabilmemiz amacıyla somutlaştırarak yılan balıkları üzerinden anlatıyor. Yılan balıklarının doğumu, yaşayışı, hayata dönük hareketlerini anlamlandırarak bize varoluşa farklı yönden bakmamızı sağlayan bir bakış açısı sunuyor.
Güzel bir kitap, çoğu yerin altını çizerek kendimce yorumladım. Okunabilir yazarı da sevdim:) Herkese iyi okumalar...
Üzgünüm ama sevemedim. Metin çok karışık, yazarın kafası karışık belki de. Beklentim Foucault'un Hapishanenin Doğuşu isimli kitabı gibi bir şeydi belki de. Fotoğraflar güzel gerçekten. Hepsinde tek tek durup inceledim. Ama metin çok yorucu. Kısa bir metin aslında. Ama sanırım bana göre bir metin değil. Beğenemedim çok zor ilerledim. Ve bir an önce bitsin istedim. Yıllar önce üniversitedeki bir dersimde bu kitaptan bahsedildiğini hatırlıyorum. Ama başka da bir şey hatırlamıyorum. En azından Cortazar okuduk diyorum.
Selam. Julio Cortazar'dan okuduğum dördüncü kitap Gözlemevi oldu. Hem okunuşu hem de ilgiç anlatımı ile okuduklarım arasında en zorlandığım eseri oldu. Daha önce iki öykü kitabını ve de bir anlatı'sını okumuştum.
Yılanbalıklarının yaşam döngüsünü ince detayına kadar oluşumunu, gelişimini, yaşam mücadelesini anlatırken bir yandan da 18. yüzyılda yaşayan bir Hint sultanının Caipur'da yaptırdığı Gözlemevi' nin yapısını görürüz. Kitapta yapının fotoğraflarını bizzat Cortazar'ın kendisi çekmiştir.
Yılanbalığını bir metafor olarak kullanarak insanın doğumunun, yaşam mücadesinin, zamanda atlayışın, geçiş sürecinin ve en sonda ölümü gördüğümüz kendine has üslubu ile bir varoluş sancısı resmedilmiş.
İnsan ve insan olmaya dair, tüm yaşam evrelerini çok farklı bir düzlemde ortaya koyar yazar.
#kitapalıntıları :
Deniz altındaki akıntıların sessiz gürültüsüne, kaçışı olmayan damarlarına geri dönmek; bultsuz gecelerde gökyüzü de böyledir, yıldızlar aynı baskı altında birbirine karışır, entrikacı ve düşmandırlar, sayılmayız, adlandırılmayı reddederler, onları kuşatan ve ayıran merceğe karşı kadife bir ulaşmazlıkla direnirler, aynı görüş alanı içine doluşur onlarcası, yüzlercesi...
Sokağa çıkın, yaşayan insanların havasını soluyun, daha iyi bir toplumda insanın nasıl olacağına dair teorileri bırakın; bir kerecik de, belli bir protein kotası, boş zaman ya da hakimiyetten çok daha fazlası olduğunu söyleyin mutluluğun.
Belki Delhi'de ve Caipur'da çoktan gece oldu ve yıldızlar, Cai Singh'in hayalinin rampalarını gagalıyor; döngüler karışıyor ve başdöndürücü bir şekilde birbirlerine cevap veriyor; kızıl saçlı geceye girmek yeterli, hayatın köprüsü ve okşayışı olan havayı derin derin solumak yeterli; dolaysızlık için savaşmaya devam etmek zorundayız...
18. Yüzyıldan kalma bir Gözlemevi ve bu olağanüstü yeri dolaşan Julio Cortazar'ın muhteşem bilinç akışı örneğiyle muhteşem bir eser.
Okuduğum en farklı kitaplardandı Gözlemevi. Hintli bir sultanın yaptırdığı bu tarihi eserde adım adım dolaşırken aklındakilerini söyleyen birinin iç sesini duyabilmek oldukç sıradışı bir deneyimdi. Astronomik bir gözlemevi olarak değil sultanın kendine bir sığınak olduğu bu yeri kendi çektiği fotoğraflarla da kitapta görebilirsiniz.
Kitabın arka kapağını okuyarak esere başlamanızı tavsiye edebilirim. Direkt alıp başlanabilecek türde bir eser değil çünkü.
İlk önce bir uyarılma safhası vardır, onları harekete geçiren bir haber ya da bir parola gibi bir şey: sazlıkları,gölcükleri,on sekiz yıllık kaya havuzlarını terk et,geri dön.
Yazar kitabında olağanüstü bir gözlem evini anlatıyor. Ama tabi sıradan bir şeyi anlatır gibi değil.. Yılanbalıklarının oluşum şeklinden adım adım gelişimlerini, üremelerini, sığındıkları yerleri, avlanmalarını derken bütün yaşam sürecini bu gözlemevinden izlermiş gibi ayrıntılarıyla anlatıyor. Öyle bir gözlemevi ki sadece yılanbalıklarının değil aynı zamanda diğer bütün canlıların yaşam evrelerini de gösterebiliyor size. Bu güzel edebi anlatımını birde fotoğraflarla tamamlıyor. Muazzam fotoğraflar eşliğinde anlatımı daha da zenginleşip oldukça akılda kalıcı bir eser halini alıyor.
•
Yazarın edebi bilgisini ve ustalığını daha önce bir çok yerde görmüş ve okumuştum. Bu eseriyle yazarla tanışmak istedim ki bence çok doğru bir seçim. İnce bir eser olmasına rağmen özgünlüğünü çok iyi hissettiriyor. Yazarla tanışılmasını tavsiye ederim, keyifli okumalar ️
Çok fazla etkilendiğim bir kitap olmamakla beraber zaman kaybı demeden okudum. Şöyle uyku tutmayan bir gecede bir çırpıda okunup raftaki yerine koyabilirsiniz. İyi okumakta
2022 yılında muhteşem bir kalemle tanıştım. Julio Cortázar’ın eserlerine sık sık yer vermeyi düşünüyorum. Pablo Neruda onun için “Cortázar okumamış insan bir kader kurbanıdır. Eserlerini okumamak korkunç sonuçları olan, sinsi ve ölümcül bir hastalıktır. Hiç şeftali yememiş bir insanın durumu gibi. Kişi yavaş yavaş mutsuzlaşır… ve büyük ihtimalle azar azar saçları dökülür.” diyor.
Gözlemevi yazarın belki de en sıradışı eseri. Yılanbalığının bir evrim mucizesi olan yaşam döngüsünden yola çıkıp Caipur’da bulunan bir Gözlemevi’nin görünümlerine geçiyor. Kendi çektiği fotoğraflar ile ilerleyen metinde Saragossa Körfezi’nde doğup çeşitli başkalaşımlar geçiren ve zor yollar kateden bir yılanbalığının neden göç ettiğini bilmediği gibi okurlar da gerçeküstü bir varoluş serüvenin içerisinde buluyor kendini.
Gözlemevi ve yılanbalığı metaforları ile bir rüyanın içinde ilerliyoruz. Bu mimari yapıdan gözlemlenen yıldızlar ya da yılanbalıklarını okurken aslında insana kafa yoruyoruz; müzikten, aşk kavgalarından, mevsimlerin ritimlerinden gelen bir şeye, benzerliğin süngerde, ciğerde, kalbin kasılmasında sezdiği bir şeye, sözcüklere geçmemiş kelimelerle başka bir anlayışa doğru yönelmeyi kekeleyen bir şeye.
1914’te Brüksel’de doğdu. Arjantin’de öğrenim gördükten sonra, öğretmenlik ve çevirmenlik yaptığı sıralar, Perón hükümetinin uygulamalarından duyduğu düş kırıklığıyla ülkesini terk ederek Paris’e yerleşti. 1981’de Fransız uyruğuna geçti, ama Arjantin yurttaşlığından da ayrılmadı. 1950’li yıllarda yayımlanan Hayvan Öyküleri, Oyunun Sonu ve Gizli Silahlar adlı öykü kitaplarını 1963’te yayımlanan Seksek adlı romanı izledi. Bugün yazarın başyapıtı sayılan Seksek, geleneksel romanın olay örgüsünü altüst eden, belirli bir sona bağlanmayan açık uçlu bir romandı. Cortázar’ın öteki önemli yapıtları arasında Manuel’in Kitabı ve Mırıldandığım Öyküler sayılabilir. Edgar Allan Poe’nun yapıtlarını İspanyolcaya kazandıran Cortázar, son yıllarında kendini insan hakları davasına adadı ve UNESCO’da çalıştı. 1984’te Paris’te öldü.