Cinayeti Gördüm

8,8/10  (18 Oy) · 
56 okunma  · 
15 beğeni  · 
3.762 gösterim
Bu kitapta, fantastik kısa öykünün büyük ustalarından Julio Cortazar'ın en güzel öykülerinden bir seçki sunuyoruz. Seksek adlı başyapıtıyla geleneksel roman yapısını altüst eden Cortazar, bu öykülerinde gerçekliğin görünen yanından çok, görünen ardındakine yöneliyor. Cortazar'ın öyküleri, Taocu Çin Klasiği Zhuangzi'deki bir öyküyü anımsatır: Rüyasında kelebek olduğunu gören bir adam, uyandığında, rüyasında kelebek olduğunu görmüş bir adam mı, yoksa rüyasında insan olduğunu görmüş bir kelebek mi olduğunu anlayamaz. Cortazar'ın belki de en ünlü öyküsü olan "Şeytanın Salyaları", 1966'da Michelangelo Antonioni tarafından "Blow-Up" adıyla beyazperdeye uyarlanmış, film ülkemizde "Cinayeti Gördüm" adıyla gösterilmişti. Yaşamın bir yanılsama olduğunu anlatan bu öykü, Nihal Yeğinobalı'nın dilimize kazandırdığı bu kitaba da adını verdi.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2015
  • Sayfa Sayısı:
    184
  • ISBN:
    9789750707957
  • Orijinal Adı:
    Bestiario, Final Del Juego, Las Armas Secretas
  • Çeviri:
    Nihal Yeğinobalı
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Pelin 
14 Oca 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Kitap 13 öyküden oluşuyor. Dili ağır olmakla birlikte bütün hikayelerini beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Bazı hikayelerinde çeviri hatası mı var diye düşündüğüm kısımları oldu. Hikayelerin içeriğinde bir son beklerseniz hayal kırıklığına uğrarsınız. Çoğu hikaye gerçek hayattan kopukluk ve absürtlükleriyle yoğun diline yayılmış. Paris'te Bir Genç Hanıma Mektuplar öyküsünde tavşan kusan adam, bu söylemimden kısa bir örnek diyebilirim. Hikayeleri içinde en sevdiklerim Cinayeti Gördüm, Bir Sarı Çiçek, ve Ele Geçirilen Ev.

Cinayeti Gördüm öyküsünde, bir fotoğrafçının, genç erkek ve orta yaşlı kadını gözlemine dayalı, her bir küçük ayrıntısıyla somut çıkarımlarını hayal dünyasıyla bezeyerek, olasılılığı yüksek hikayeleştirmesini etkilenerek okudum. Sonuç olarak, Fotoğraf sanatçılarıyla ilgili bu zamana kadar hiçbir öngörümün dahi olmadığını anlamış bulundum :). Gölge ve ışığın düşme açısıyla kişilerden yayılan duygu yoğunluğunun harekete dökülmüş anlarını söküp alırcasına makineyle çekmek kesinlikle sanat işi. Birde fotoğrafçının keskin sezgileri, her an tetikte oluşu, ellerini mükemmel şekilde kontrol etmesine hiç girmeyeceğim bile... :)

Bir Sarı Çiçek öyküsüne gelecek olursam, varoluşsal buhranı olan yaşlı bir adamın, farkında olmadan efsanevi bir sebebe dayanarak hayata tutunması işlenmiş. Tesadüfen otobüste karşılaştığı bir çocuğun, kendisinin küçük bir prototibi olduğunu ve kendisinin ölmeden çocuğun doğmasından dolayı (yaşlı adamın mantığınca) zamanın akışında aksaklık olduğunu, çocuğun hayatıyla benzerliklerini de katarak yaşama dair algısının ne derece bozulduğu gözler önüne serilmiştir.

Kitabın henüz izlemediğim Cinayeti Gördüm filmi de var. Kanatimce yoğun olmadığınız zamanda kitabı okumanızı tavsiye ederim :)