Julio Cortazar

Julio Cortazar

Yazar
7.9/10
303 Kişi
·
949
Okunma
·
207
Beğeni
·
11,7bin
Gösterim
Adı:
Julio Cortazar
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Brüksel, Belçika, 26 Ağustos 1914
Ölüm:
Paris, Fransa, 12 Şubat 1984
1914’te Brüksel’de doğdu. Arjantin’de öğrenim gördükten sonra, öğretmenlik ve çevirmenlik yaptığı sıralar, Perón hükümetinin uygulamalarından duyduğu düş kırıklığıyla ülkesini terk ederek Paris’e yerleşti. 1981’de Fransız uyruğuna geçti, ama Arjantin yurttaşlığından da ayrılmadı. 1950’li yıllarda yayımlanan Hayvan Öyküleri, Oyunun Sonu ve Gizli Silahlar adlı öykü kitaplarını 1963’te yayımlanan Seksek adlı romanı izledi. Bugün yazarın başyapıtı sayılan Seksek, geleneksel romanın olay örgüsünü altüst eden, belirli bir sona bağlanmayan açık uçlu bir romandı. Cortázar’ın öteki önemli yapıtları arasında Manuel’in Kitabı ve Mırıldandığım Öyküler sayılabilir. Edgar Allan Poe’nun yapıtlarını İspanyolcaya kazandıran Cortázar, son yıllarında kendini insan hakları davasına adadı ve UNESCO’da çalıştı. 1984’te Paris’te öldü.
"İki insanın birbirlerine en uzak olduğu an, karşı karşıya oturmuş birbirlerinin gözlerine bakarlarken söyleyecek tek bir laf bile bulamadıkları andır. "
.
Siz her şeyi o kadar temiz bir şekilde halletmiştiniz ki , hiç kimse , ölünün kendisi bile , sizi cinayetle suçlayamazdı.
.
"Açıklaması zor bir evrende iki noktayız biz, yakın olmuşuz uzak olmuşuz ne fark eder, bir çizgi oluşturan iki nokta, birbirine kâh yaklaşan kâh uzaklaşan" .
Julio Cortazar
Sayfa 281 - Can Yayınları
752 syf.
Ben her iki günde bir tam 1080 metre yüzerim. 20-25 dakika sürer. 30 metrelik havuzda 36 tur. Öncesini saymazsak, en az beş yıldır. Ara vermeler olsa da pek bozmam bu düzeni. Çok sıkıcıdır ama. Bitmez bir türlü. Say allah say. Dile kolay 36 kez. Lineer bir biçimde. Yeni sayma teknikleri denedim hep. Sanki daha çabuk ulaşıyordum 36 rakamına. En son altılı sayı sistemi uydurdum, onu kullanıyorum. 11 diye başlar, 16’da biter ilk tur. Sonra 21-26, 31-36 diye 66’da biter. Hastalık işte. Kafa kontaklığı.

Bir dostuma telefonda romanımı anlattım biraz. Deneysel edebiyat yapmışsın, dedi. (Aman ha deneysel romanla karıştırmayın. O ta Hügo’ya kadar gider. Naturalisttir zira) Yok be, bakma anlattıklarıma, okusan farklı hissederdin, dedim. Havuzda hem altılı sistemde tur sayıyor bir yandan da arkadaşımın dediğini düşünüyordum. Deneysel edebiyat. Az kaldı su yutuyordum. Vay be, bu oyunu Cortazar oynamıştı bana. Seksek’i geldi aklıma. Anlamışsınızdır, Julio Cortazar.

Ben romana direkt başlarım. Önsöz, tanıtıcı söz bilmem. Önce kendim alırım tadını. Hele uzun uzun roman üstüne yazı varsa, gözümü tamamen kaparım. Romanda kendi yolumu kendim açmak isterim. Bittikten sonra döner başkalarının ne düşündüğünü okurum. En az bir hafta dinlendirdikten sonra kafamda ama.

O geçeydi ilk kısmı romanın. Yoksa bu geçe miydi? Paris’te geçen hani. Ne yok ki Paris’te? Edebiyat hep vardı. Müzik de. Hem de her türünden. caz, vazgeçilmezidir Paris gecelerinin. Romanda da öyleydi. Lineer ama. Bir de postmodern ha. Roman değil, anlatı. Lineer bir romandı (Lineer romanı aramayın nette. Bu, bu fukaranın yumurtlaması zira.) Sonra sınır dışı edilme. Buenos Aires. Edebiyat var. Şiir zaten. Müzik de. Artık tango. Sonra, her iki yaka var. Mekân Arjantin olsa da. Mekânda bedeni tutabilirsiniz. Ya hayal gücü. Ruh ya? Birbirine dönüşen kahramanlar.

Kısa kısa akıyordu bölümler hızla. 41. bölüm bitmek bilmedi. Oku Allah oku. Kasten yaptığını düşündüm. Adam oyun oynuyordu okurla. Bunun için yazmış sanki. Yine kısacık bölümler. Altılı sisteme oturttum ya, rahattım. Son bölüm yıktı. Uzundu ama okunmaya değerdi. Üç nokta koymuş. Roman bitti diye. Kitabın neredeyse yarısı var daha. Gerisini okumayabilirsiniz. Okumazsanız bir kaybınız olmaz. Ama delikanlı olan okur gibi de bir şeyler yazılmış. Belki de yorumdu.

Ben de delikanlı okurum ya, devam ettim okumaya. Roman boyunca bir anlam veremediğim rakamlar başrol oyuncusu gibi gülmeye başlamıştı. Bir oraya yolluyordu, bir buraya. 80. Bölümü mü bitirdiniz, altında komut vardı, 35. Bölüme git diye. Roman içinde roman. Lineer değildi artık roman. Hatta, adam bize sek sek oynatıyordu. Sonra kısır döngüye sokuyor. Mesela, 30’dan 110’a yolluyor ya, sonra tekrar 30’a yolluyor. Demek istiyor ki, ben sana sek sek oynatıyorum, sınırlarını ben çizdim ama. Gerisi sana kalmış. Oku neresini istersen.

Bunları düşündüm havuzda. Altılı saymayı da unutmuştum. Karıştı her şey. Su da yuttum. Yazardır, kuvvetliyse kalemi, yapar yapacağını.

Bu incelemem değerli dostum Cem' e ithaf olmuştur. Özellikle de onun, #13310623 Böll incelemesine. Ki benim favorimdir.

Sağlıcakla kalın
752 syf.
Fesupanallah :))

Seksek mi oynuyoruz?
Hadi başlayalım.

Başlangıç çizgisinin gerisindesin. Ayakların çizgiyi geçmeyecek. Ama çizgiler de oyun hanesine dahil.

Taşını atacaksın. Alırken sürüklemek, düşürmek yok. Tek ayak üstünde sekeceksin, kural bu. Çift basacağın yerlerde en fazla beş saniye durma hakkın var.

Falan,felan, feşmekan..
Muhtemelen defalarca oynamışsındır.
Şimdi başka bir SEKSEK oynayalım. Kuralları Cortazar koysun. Ama bu oyundan o kadar zevk alacak mısın bilmiyorum. Büyük bir merakla sekeceksin sayfalar arasında belki de.

Aslında bu prospektüslü bir roman bence. Baştan belli uyman gereken kurallar.

Tek kitapta iki ayrı roman okuyacaksın. "Şöyle ya da böyle..olmadıysa şunu dene." der gibi. Yalnız hazırlıklı ol, buradan çıkış yok, hapsolacaksın.

Daha başlarda labirenti , beyninde attığın her adıma göre şekillendireceksin. Ya da şöyle söyleyeyim; haritanın ana hatlarını çizmeye başlayacaksın. Sonra her şey bütünlükten kopacak ve dağılacak. Toplayıp bütünleştirmenin imkansız olduğunu anladığın yerde pes edeceksin. Ama yine de devam etmen lazım. Pablo Neruda'nın dediği gibi;
"Cortazar okumamış bir insan, kader kurbanıdır. "

Kitap üç bölümden oluşuyor;
Öte Yakadan
Bu Yakadan
Her Iki Yakadan

Özellikle ilk kısım, entelektüel ve bohem bir hayat tarzını yansıtıyor.
Biraz edebiyat, bolca felsefe, uzun sohbetler, iç dökümleri, tartışmalar; içki ve müzikle harmanlanmış. Yer Paris. Ve onların adı; "Iblis Kulübü "

Ana kahramanlar; huzura, dinginliğe hasret Oliviera ve onun engin bir denize benzeyen sevgilisi La Maga.
La Maga engin bir deniz gibi çünkü ihtiyacı olan her şeyi bulmuş. Alarak değil, vererek, bütün anahtarları avucunda toplamış.

Ama Oliviera'nın 'Öte Yakadan' diye ifade edebileceği kadar ötesinde. Kalıba sığmayan bir ruha inat, süt liman ve sürprizsiz.


Ikinci kısım , Oliviera'nın sınırdışı edilişiyle başlıyor. Bu sefer yer Arjantin. Caz müzik yerini tangoya bırakıyor.
Ana kahramanlara Traveler ve Talita ekleniyor. Traveler, Oliviera'nın klonu gibi.
Talita da La Maga'nın..
Ruhsal çırpınmalara gebe, varoluş kaygısının zirvesinde, sonu deliliğe, cinayete ya da intihara çıkabilecek enteresan olaylar silsilesi.

SEKSEK'i bir şeye benzetmek ya da bir kitapla kıyaslamak çok zor. Burada sözde özgürlük var ama çıkış yok.

Ikinci okuma 73. bölümden başlıyor. Her bölümün sonunda, nereye sekmeniz gerektiğini gösteren rakamlar mevcut. Resmen oyun oynar gibi ilerliyorsunuz. Ama son iki bölüm hep başa sarıyor.

58 , 131' e,
131 , 58'e yönlendirip duruyor sizi. Bir kısır döngüye giriyorsunuz.
Çünkü çıkış yok. :))

Sadece bu kadar da değil.
Mesela 34. bölüm. Aynı metinde iki farklı anlatım var. Bütünlüğü korumak için;
1-3-5-7....diye atlamanız gerekiyor satırları.
Ya da;
2-4-6-8....diye devam etmeniz gerekiyor.
Tekli sistemde devam ettiyseniz, ikili sisteme, ilk yöntem bittiğinde mi geçmelisiniz yoksa tam tersi mi, hiç belli değil.

"Of Cortazar off! " dememek elde değil.

Bu nasıl bir anlatı, bizi nereye götürüyor, deneysel edebiyatın sınırlarına sığar mı derken..

"..falan, felan, feşmekan.."

Okumadan karar vermeyin derim. Muhteşem hayal gücüyle Cortazar buna değer.





Keyifli okumalar..:))
72 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabın arkasında benim de çok sevdiğim bir sözü var Pablo Neruda'nın: "Hayatında hiç Cortazar okumamış birisi hiç şeftali yememiş gibidir, onun eserlerini okumamış olmak sinsi ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmaktır". Julio Cortazar gerçekten Marquez'in söylediği gibi bütün dünyaya kendini sevdiren tek Arjantinli mi oldu bilmiyorum; ama evet, Cortazar eserleri, asla bitmeyen, durmayan, teklemesi imkânsız, ve kendini hemen ele vermemeye yeminli bir dil ve imge nehrine girip o nehirle beraber akıp gitmek; yüzmeye çalışırken, bir dip akıntısıyla ters yüz olmak, bir kayaya, ya da bir ağaç dalına tutundum dinleneyim derken nehrin daha coşkun akmasıyla yine diplere derinlere savrulup akması ve akması olabilir ancak. Ülkemizden ancak Faruk Duman'ın dil kamaşmalı ormanı, büyülü dil ormanına benzetebilirim onu, ama orman akmaz, Duman'ın eserlerindeki orman bütün orman hayvanlarıyla, ormanda iyi ve güzel insanlara yol gösteren bir parsın ayak izleriyle doludur. Cortazar'da ise içine kendimizi bıraktığımız dil nehri, asla sakin ve asla birbirini birebir takip eden yollardan , akıntılardan değil, sıçramalardan, dalgalardan, küçüklü büyüklü şelalerden aşağılara dökülmekten ibaret, bu yüzden sakin sakin anlamayı bekleyenler için sıkıcı da olabilir. Bu nehre suyun şırıltısını dinlemek ve o şırıltıyla akıp gitmek için girenlerse aynen Duman'ın ormanındaki sis ve gölgelerin yaptığı gibi, bazen o anlamı yakayabilir, dilin lezzetini anlamanın kendisiyle birleştirip nehirle beraber o yolculuğu daha da güzelleştirebilirler.

Gözlemevi tek bir uzun hikâyeden ibaret: kitabın içinde bizzat yazarın çektiği fotoğraflar yer alıyor. Bunlar 18. yüzyılda Hindistan'da yaşamış Hint sultanı Cai Singh tarafından Hindistan'ın Racasthan eyaletinin başkenti Caipur'da yani Pembe Şehir'de yaptırdığı gözlemevinin siyah beyaz fotoğrafları. Cai Singh son derece çalkantılı bir dönemde sultanlık yapmış olsa da gözlerini göklere de dikmiş ve yaptırdığı gözlemeviyle gökleri öğrenmek istemiş. Cortazar çok ilginç bir şekilde Cai Singh'in gökleri, nice bilim adamının dünyanın her yerini, denizleri ve karaları ve herşeyi öğrenmek ve ölçü altına almak istemesi, varoluşu ölçülebilir ve herkes tarafından ortaklaşa anlaşılabilir bir bilgiye dönüştürmek istemesi üzerinden bizi bir yandan da yılanbalıklarının hayatı, doğumu, ve inanılmaz derecede şaşırtıcı yolculuğu ile beraber bu sayılara ve ölçülere indirgenmek istenen varoluşa başka bir şekilde bakmaya çağırıyor, ve bunu yerinde durmayan, bilgilerin netliği ve kesinliği yerine kelimelerin muğlaklığı, oynaklığı ve hayâl gücünün kışkırtıcılığı ile yapıyor. Peki yazarın anlattığı herşeyi, aynen onun anlattığı şekilde anlamak mümkün mü? Benim açımdan değildi..ama sanki Cortazar söylediği şeyi bize de yapıyor: edebiyat metnini birebir ölçerek, çözerek anladığını düşünmek yerine belki de aynen yılanbalıkları ve yılanbalığı olmak için on sekiz senelik yolculuklarıyla leptosefallerin yaptığı gibi kendimizi bu sert, yumuşak, dalgalı ve bol akıntılı nehire bırakmaya davet ediyor bizi....en azından benim hissettiklerim bunlardı o nehirde akıp giderken...

Cortazar seven herkese bu kitabı öneriyorum.
184 syf.
·5 günde·10/10
Nasıl ama nasıl güzel bir kitap okudum...Cortazar'ın on yıl önce alıp kütüphanemin arka taraflarında bir yerlerine sıkıştırıp unuttuğum, senelerce beklemiş, demlenmiş bu toplama hikâyelerden oluşan kitabı, bunca beklenmeye değecek kadar güzel sararmış yapraklarıyla, muazzam güzellikte çevirisi ve lezzetinden tekrar tekrar tadmayı istememizi sağlayacak bir anlatım ve üslûp güzelliğiyle bana bir kez daha Cortazar'ı neden bu kadar sevdiğimi düşündürdü..neden seviyorum Cortazar'ı? Art arda akıp giden, her biri birer küçük başyapıt olan bu hikâyeleri okurken düşündüm: neydi sevdiğim, neyi seviyordum, neden Mırıldandığım Öyküler'i ilk okuduğum yirmi beşten fazla yıl öncesinden başlayıp ta bugüne dek, araya uzun tenefüsler bırakarak devam eden bu sevgi? Biliyorum cevabını: neyi anlattığı değil beni çeken; beni çeken ve onu sevmemi sağlayan şey, onun esneye büküle, kıvrıla döne, devine hareket ede fısıldadığı bütün hikâyeler, anlatırken cümlelerinin bitmek bilmemesi, durağan bir hissi anlatırken bile teklemeyen, beklemeyen, susmayan bütün o cümleleri; okurken dilimde birike birike dimağıma sızıp akan bütün o güzel kelimeler, bütün o ifadeler ve her hikâyede ama her hikâyede anlattığı karakterlerin sayfalarda canlanışı, dile gelişi; işte bunlardan seviyorum Cortazar'ı ben ve bugün son hikâyeleri okurken karşıma yazarın başyapıtı ve benim için bir gençlik hatırası olan Seksek'ten Babette ve Roland'ın çıkmasıyla hem şaşırdım hem de daha keyifle okudum hikâyeyi. Ben yaşlanıyorum, zaman geçiyor, tükeniyor ve edebiyat her zaman diri, bu sararmış sayfalarda senelerce okunmayı bekleyen hikâyelerin tadı herşeye değer.

Bir Sarı Çiçek bir hikâye kitabı ama, yazarın üç farklı hikâye kitabından toplanan hikâyeler bunlar. Ancak şunu söylemek isterim: bir başyapıt kesinlikle bu eser. Kitaptaki bütün hikâyeler nasıl olduğunu anlatmak için bilgilerimin hiç bir şekilde yetmediği bir ritmle anlatılıyor, konular birbirini takip etmese bile dil kesinlikle aynı özü, tadı, lezzeti sürdürüyor; Cortazar gerilim hikâyeleri anlatıyor; şaşırtıcı hikâyeler bunlar: çikolata boyunda tavşan kusan bir genç kadın ya da okuduğu hikâyedeki cinayet kendi başına mı geliyor diye düşündüğümüz bir okurla karşılaşıyoruz, ilginç bir hizmetçiyle şaşırtıcı bir sırrın ortasına düşüyor, öldüğümüzde bir sarı çiçek olarak dünyaya geliyor ve her insanın ölümsüz olduğunu haykırıyoruz. Kitaptaki "Büyüdükçe" adlı hikâye Cortazar'ın en bilinen hikâyelerinden birisi, çünkü bu hikâye Antonioni'nin Cinayeti Gördüm filminin dayandığı hikâye, zaten filmin senaryosunu da Cortazar yazmış. "Büyüdükçe" isminin güzelliği de dahil olmak üzere gerçeği gördüğünü ve anladığını sanmak ama aslında görmemek ve anlamamak üzerine. Hikâyenin adında bile bir şaşırtmaca var, belki sadece bizim dilimizde böyle denk gelmiş de olabilir, yine de çok uygun olmuş: burada büyüdükçe denilen şey yaş olarak büyümek değil, fotoğrafın büyütülmesi. Parkta çektiği fotoğraftan son derece memnun olan Michel'in bu fotoğrafı devasa, duvara yansıtılacak denli büyüterek gördüğü şeyi anlamamış olmasını anlatıyor hikâye: fotoğraf büyüdükçe, nesneler, kişiler ve anlam değişiyor; bambaşka bir anlam çıkıyor ortaya. Belki de Cortazar, bütün hikâyelerinde hikâyelerinin sonunda bize hikâyeleri büyüterek görmemizi, görünen şeylerin görüldüğü gibi olmayabileceklerini söylüyor: emin olunabilecek hiç birşey yok gibi, bir belirsizlik hüküm sürüyor her yerde, herşeyde ve, bir ihtimal, işte hayat budur, diyor Cortazar

Cortazar'ın eserini edebiyat seven herkese öneriyorum..ben de bir müddet sonra, askerde, Erzurum'un korkunç soğuğunda, gece yarıları, gözlerimden uyku aka aka okumaya çalıştığım ve zihnime kazınmış bir hatıraya dönüşmüş "Lucas Diye Biri" adlı kitabını okumayı düşünüyorum...ve sonra, belki, bir ihtimal, 25 sene sonra bir kez daha yazarın başyapıtı Seksek'i okuyabilirim.
648 syf.
·37 günde·Puan vermedi
Sonunda cesaretimi topladım ve Sek Sek'e başladım. Ilk 50 sayfanın yorumu;insan hiç tanımadığı ve var olmayan birinin hatıralarını okurken nasil kendi geçmişini okuyormuscasina huzunlenir. Bu nasıl yazmaktır be Cortazar ! Seksek
130 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Julio Cortazar'ın kitabı, benim 21 sene önce askerde geceleri silahlık nöbetimde okumaya çalıştığım kitabın ta kendisi:

Nisan ayına rağmen soğuğu tükenmemiş Erzurum ovasına, Palandöken'den gelen küçük kar fırtınalarına ve hiç ama hiç sertliğe, haşinliğe temas etmemiş ellerime, bedenime hırçın hırçın saldıran soğuk Erzurum gecelerinde, o hiç sevmediğim beyaz lambanın altında silahlıkta okumaya çalıştığım kitabı yarım yamalak okumuştum. Şimdi bunca sene sonra, loş ışıklı odamda, duvarda Dodi'min resimlerinin hemen altında, günlere yaya yaya okudum kitabı ve hatıralardan daha güzel geldi üslûbu yine yazarın, çünkü Cortazar okumak demek benim için her zaman anlamaktan çok tad almak oldu; yazarın kaleminin bir türlü kısa cümleler kurmaya yanaşmayan ve bir şekilde bir dil nehrini ya da küçük cıvıltılı bir akarsuyu andıran dilinden her defasında çok etkileniyorum. Cortazar okumak, anlamak konusunda çaresiz kaldığım; ama melodisinden, ahenginden, hızından, çağlayışından çok büyük bir keyif aldığım ve keşke bitmese diye hayıflanarak sayfaları çevirdiğim bir okuma, edebiyat lezzeti benim için: sanki Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabının kapağında sayfaları açık ve içinden ışık fışkıran kitaba erenköy istasyonunun hemen yanı başındaki evinin penceresinden bakan o genç adam aslında yeni hayat'ı değil de Cortazar'ın her hangi bir eserini okuyor gibidir, ve nasıl bilmiyorum ama, sanki eğer bir kitap okuyup da hayatı değişecekse bir insanın, o kitap ancak bir cortazar kitabı olabilecektir ve başka türlüsü mümkün değildir asla; çünkü dil bu kadar maharetle, hem usul usul, hem coşkuyla akarken metinden metine, ancak Seksek kitabında muzipçe önerdiği okuma sırasına, yani seksek oynamaya davet ettiği okuruna bu sefer hiç bir şey söylemeden hikâyeden roman parçalarına, neredeyse makalelerden sayıklamalara dek belki günümüzde çokça rastlanabilecek edebi çalışmalara Cortazar yine kendi tarzıyla şekil veriyor ve bizi istediğimiz bölümden başlayarak okusak dahi başı sonu ortası yine aynı bütünlük hissini ya da parçalanmış, bölünmüş, kasıtlı olarak bir bütün oluşturmayan ya da bunu hedeflese bile birbirine eklenecekleri noktaları belirsiz ve değişebilecek bir şekilde yanyana getirilmiş bu metinlerde yine kitaptaki bölümlerden biri (ve en iyilerden biri olan) Bakışın Yönü'nde anlattığı şeyi yapıyor; bakışımızı çevirerek, yönlendirerek Lucas'ı çok sayıda kısa ve uzun metinle, makaleyle, kısa öyküyle, sayıklamayla, düşle, metin yazmakla ilgili metinlerle anlatarak belki bir insanı anlamanın kolay olmadığı ve bakışın yönünün çoğaltılması gerektiği anlamında bir şeyler söylüyor, belki bir karakteri anlatmak derdinde olmanın beyhudeliğe varan bir gayret olduğunu söylüyor. Ancak yine de, bence, benim anlayabildiğim kadarıyla, okuyabildiğim ve tadabildiğim bütün Cortazar eserlerinde gördüğüm gibi, yazarın gerçek meselesi, edebiyatın gerçek meselelerinden biri: o da, anlatmak, o da dil. Yazarın kendine has ve asla teklemeyen, asla duraksamayan dili ve anlatım üslûbu burada da kendini çok ama çok iyi yazılmış ve çevirisi zor olduğu belli metinlerde gösteriyor.

Bütün bunlar 21 yıl sonra düşündüklerim, anlamaya çalışarak söylediklerim oldu. Ya da Parkların Sürekliliği'nde anlattığı şey oluyor yine Cortazar'ın ve belki ben de aslında şu anda koğuşun hemen yanı başındaki silahlıkta lambadan gelen cızırtı sesleri koğuştaki askerlerin horlamalarına karışırken geceler boyu azar azar Cortazar okuyor ve 21 sene sonrası bu yazıyı yazdığımı Nisan ayında kar koğuş camlarına vurarak toprağa düşerken, gencecik ve hayatın kendisine hazırladığı nice nahoş sürprizden bihaber, hayâl ediyorum.
145 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Mırıldandığım Öyküler'in kitabın çevirmeni de olan Tomris Uyar tarafından yazılan sunuşunda Pablo Neruda'nın Cortazar hakkında söylediği şu sözü okuyoruz: "Cortazar'ın hiç bir yapıtını okumamış olmak, ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi birşeydir."

Şeftali mi bilmiyorum; ama 25-26 sene önce bu kitapla tanışmıştım Cortazar'la, ilk okuduğum kitabıydı, sunuştan önce kitaba konmuş 2 sayfalık ilk hikâyesiyle zaten ne kadar değişik bir yazar olduğunu hemen ortaya koyuyordu Cortazar; bunca sene geçmesine rağmen hem bu öyküsünü hem de "Glenda'ya Öyle Tutkunuz ki" adlı hikâyesini unutmadım... ama diğer hikâyeleri hatırlamakta neden zorlanıyorum diye düşündüğüm de olmuştur. Sebebini dün ve bugün kitabı okurken anladım: çünkü kitabın devamını okumamışım. Neden okumadığımı da anladım; çünkü bu dili, bu anlatımı o yaşıma göre kaldıramamışım ; zira Cortazar'ın dili aklıma Conrad'ı getirse de kesinlikle onunkini aşan bir maharet, hakiki bir dil ustalığı, bir cambazlık ve göz kamaştırıcı bir sihirle dolup taşıyor. Cortazar'ın okuması, anlaması zor; ama hakikaten çağlayarak akan bir edebiyat nehri gibi bütün o sesler, yankılar, gürültüler, fısıltalarla, haykırışlarla dolu dilinin tadına sırt dönülmemeli; bu maharetin, bu cambazlığın ve zihnimizi allak bullak eden bu kalemin sunduğu edebiyat tadından muhakkak tadılmalı, bu konuda asla ama asla geç kalınmamalı. Cortazar politik konuları en azından bu eserinde çok fazla dile getirmiyor-bir hikâye istisna burada- ve bizi daha çok arayan, arzulayan, suç işleyen, özleyen, anlamak isteyen ve bu anlamda istila eden, zorlayan, yok eden ruhlarla başbaşa bırakıyor; ama nasıl bir dil, nasıl bir üslûp ki sayfalarca aka aka, cümleleri mümkün olduğunca az sonlandırarak, bir tür bilinç akışı tekniği ile ama daha çok bilinç akışı tekniğine yazarın müdahalesini okurlara hissettirerek anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor. Bütün hikâyeleri tam anlamıyla anlayabildiğimi söyleyemem; ama normalde rahatça yarıda bırakılabilecek, sıkıcı bulunabilecek kitabın sadece dili ve üslûbu sebebiyle bırakılamayacağını düşünüyorum...anlamak için değilse de- zira çok da kolay değil her söz, her cümle- o şeftalinin tadını almak için okunmalı. Cortazar'ın bu kıvrak, kıpır kıpır, hakikaten bir çağlayan gibi akan, gürül gürül dilinin muhteşem doruk noktaları var; örneğin "Clone" adlı hikâye hakikaten inanılmaz, hikâyeyi takip eden hikâyede ise Clone'un nasıl yazıldığına dair bir hikâye okuyoruz ve şaşırmadan edemiyoruz. Cortazar bu ustalığını hikâyelerin tamamına yaymış

Mırıldandığım Öyküler, yarım yamalak ama hatırası bir şekilde çeyrek yüzyıl zihnimde kalmış bu haliyle bana Cortazar'ın başyapıtı olan Seksek'i okumam için bir sebep olmuştu... Her ne kadar yazarın gerçek okurlar için sunduğu okuma düzenine göre yani bölümler arasında atlayıp seksek oynayarak değil, sıradan okurlar için yazarın belirttiği gibi ilk 52 bölümü okumuş olsam da edebiyat hatıralarımın en güzel yerlerinde duran bir başka eser...Mırıldandığım Öyküler'i dilin etkileyiciliğine kendimi kaptırmış şekilde okurken Seksek'in unutamadığım bir kısmını sık sık hatırladım bugün: La Sibylle ve Horacio'nun gece arkadaşlarıyla beraber caz plâkları dinledikleri bölümdeki muhteşem üslûp burada hikâyelerin tamamına yayılmış bulunuyor.

Bu şeftali şöleni kaçmaz ! Bu yüzden herkese öneriyorum Mırıldandığım Öyküler'i.
616 syf.
·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
Julio Cortazar'ın ilk dönem öykülerinin yer aldığı Öteki Yaka ( 1937-1945), Hayvan Hikâyeleri (1951), Oyunun Sonu (1956) ve Gizli Silahlar (1959) derlemelerini de içeren Ötekinin Rüyası, Can Yayınları'ndan üç ciltlik öykü külliyatının ilk kitabı olarak yayımlandı.Ve iyi ki yayımlandı.Sonraki ciltleri de sabırsızlıkla bekleyeceğim.Maria Vargas Llosa'nın önsözü Cortazar hakkında oldukça yararlı bilgiler sunuyor, Cortazar'ı daha iyi anlayabilmek adına.Cortazar hakkında yazmak beni aşar.Bu yüzden sözü ,"Cortazar asıl devrimi öyküleriyle yaptı.Daha sessiz ama daha derin ve kalıcı, çünkü kurgunun bizzat doğasını, en başarılı yaratıcıların şiar edindiği şu biçim-içerik, araç-amaç, sanat-teknik gibi birbirinden ayrılamaz bileşenlerden oluşan özü temelinden sarstı.Cortazar, öykülerinde deney yapmadı:Kalıcı bir şey buldu, keşfetti, yarattı." diyen Maria Vargas Llosa bırakmak en doğrusu.
Beni en çok şaşırtan yazar diyebilirim Cortazar için, ince mizahıyla, anlatımıyla ters köşe yapabiliyor.Realist anlatım bir anda fantastik bir anlatıma dönüşebiliyor.Gayet gerçekçi bir öyküde, evin içinde bir kaplanın da yaşadığını görebiliyorsunuz.Cortazar okuyun, okuyun derim.
İlk defa bir kitabı yarıda bırakıyorum.Çeviri gerçekten çok kötü. Cümleler asla mantıklı değil. Umarım bir gün bitirecek gücü bulurum. Okuyan arkadaşların fikrini merak ediyorum.
145 syf.
·5 günde·9/10
Kitap incelemesini biraz da olsa aksattım; belki zaman bulamadığımdan belki de içimden gelmediğinden ama Cortazar'ı mutlaka anlatmalıyım. Kitabın ismi pek duyulmamıştır ama benim de bu ismi duymam Notos Dergi'nin en iyi 100 çevirisi olarak yayınladığı çevirilerin içinde olmasıyla başladı. Tomris Uyar'ın çevirdiği kitap hikayelerden oluşmakta. Farklı farklı hikayeler ve kısacık kısacık.

Cortazar'dan bahsedelim biraz. Rogojin incelemesinde paylaşmış gördüm. Ben de kitabı ilk okumaya başlayınca önsöz de Neruda'nın cümlesini alıntılamıştım.

"Cortazar'ın hiç bir yapıtını okumamış olmak, ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi birşeydir."

Gerçekten de öyleymiş. İlk defa Cortazar okudum ve mutlaka okuyacağım. Çünkü dili öylesine farklı ve güzel ki kendini kanıtlıyor, belli ediyor farklıyım diye. Samimi, içten, betimlemeler harika, akıcı; kesinlikle Tomris Uyar'ın da bunda rolü var kanımca.

Konuları farklı belki sıkılabilirsiniz ama içinden zor olan o cümleleri seçmek, ayıklamak gerçekten çok eğlenceli. Sadece üslup bile okumaya yeter bu kitabı. Cortazar ile mutlak tanışmalısınız. İyi okumalar diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Julio Cortazar
Unvan:
Arjantinli Yazar
Doğum:
Brüksel, Belçika, 26 Ağustos 1914
Ölüm:
Paris, Fransa, 12 Şubat 1984
1914’te Brüksel’de doğdu. Arjantin’de öğrenim gördükten sonra, öğretmenlik ve çevirmenlik yaptığı sıralar, Perón hükümetinin uygulamalarından duyduğu düş kırıklığıyla ülkesini terk ederek Paris’e yerleşti. 1981’de Fransız uyruğuna geçti, ama Arjantin yurttaşlığından da ayrılmadı. 1950’li yıllarda yayımlanan Hayvan Öyküleri, Oyunun Sonu ve Gizli Silahlar adlı öykü kitaplarını 1963’te yayımlanan Seksek adlı romanı izledi. Bugün yazarın başyapıtı sayılan Seksek, geleneksel romanın olay örgüsünü altüst eden, belirli bir sona bağlanmayan açık uçlu bir romandı. Cortázar’ın öteki önemli yapıtları arasında Manuel’in Kitabı ve Mırıldandığım Öyküler sayılabilir. Edgar Allan Poe’nun yapıtlarını İspanyolcaya kazandıran Cortázar, son yıllarında kendini insan hakları davasına adadı ve UNESCO’da çalıştı. 1984’te Paris’te öldü.

Yazar istatistikleri

  • 207 okur beğendi.
  • 949 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 1.917 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları