Mırıldandığım Öyküler

7,3/10  (12 Oy) · 
35 okunma  · 
7 beğeni  · 
757 gösterim
'Julio Cortazar', tanımak mutluluğuna eriştiğim en etkileyici insandı. Üstelik o yaşlı 1956 sonbaharının bitimine doğru, arasıra uğradığı, parmaklarını boyayan kocaman bir dolmakalemle önündeki okul defterine yazılar doldurmak üzere, Jean-Paul Sartre'dan yüz metre ötede, köşe masalarından birine kurulduğu, İngilizce adlı Paris kahvesinde onu ilk gördüğüm günden beri... İlk öyküler kitabı "Bestiario"yu okumuş, daha ikinci sayfasında, büyüyüp adam olduğum zaman böyle bir yazar olmak istediğimi anlamıştım. O belki de hiç istemeden herkesçe sevilmeyi başaran tek Arjantinliydi."
-Gabriel Garcia Marquez-
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    145
  • ISBN:
    9789755106519
  • Orijinal Adı:
    Queremos Tanto e Glenda
  • Çeviri:
    Tomris Uyar
  • Yayınevi:
    Can Sanat Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 09 Nis 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Mırıldandığım Öyküler'in kitabın çevirmeni de olan Tomris Uyar tarafından yazılan sunuşunda Pablo Neruda'nın Cortazar hakkında söylediği şu sözü okuyoruz: "Cortazar'ın hiç bir yapıtını okumamış olmak, ömür boyu şeftali yememiş olmak gibi birşeydir."

Şeftali mi bilmiyorum; ama 25-26 sene önce bu kitapla tanışmıştım Cortazar'la, ilk okuduğum kitabıydı, sunuştan önce kitaba konmuş 2 sayfalık ilk hikâyesiyle zaten ne kadar değişik bir yazar olduğunu hemen ortaya koyuyordu Cortazar; bunca sene geçmesine rağmen hem bu öyküsünü hem de "Glenda'ya Öyle Tutkunuz ki" adlı hikâyesini unutmadım... ama diğer hikâyeleri hatırlamakta neden zorlanıyorum diye düşündüğüm de olmuştur. Sebebini dün ve bugün kitabı okurken anladım: çünkü kitabın devamını okumamışım. Neden okumadığımı da anladım; çünkü bu dili, bu anlatımı o yaşıma göre kaldıramamışım ; zira Cortazar'ın dili aklıma Conrad'ı getirse de kesinlikle onunkini aşan bir maharet, hakiki bir dil ustalığı, bir cambazlık ve göz kamaştırıcı bir sihirle dolup taşıyor. Cortazar'ın okuması, anlaması zor; ama hakikaten çağlayarak akan bir edebiyat nehri gibi bütün o sesler, yankılar, gürültüler, fısıltalarla, haykırışlarla dolu dilinin tadına sırt dönülmemeli; bu maharetin, bu cambazlığın ve zihnimizi allak bullak eden bu kalemin sunduğu edebiyat tadından muhakkak tadılmalı, bu konuda asla ama asla geç kalınmamalı. Cortazar politik konuları en azından bu eserinde çok fazla dile getirmiyor-bir hikâye istisna burada- ve bizi daha çok arayan, arzulayan, suç işleyen, özleyen, anlamak isteyen ve bu anlamda istila eden, zorlayan, yok eden ruhlarla başbaşa bırakıyor; ama nasıl bir dil, nasıl bir üslûp ki sayfalarca aka aka, cümleleri mümkün olduğunca az sonlandırarak, bir tür bilinç akışı tekniği ile ama daha çok bilinç akışı tekniğine yazarın müdahalesini okurlara hissettirerek anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor. Bütün hikâyeleri tam anlamıyla anlayabildiğimi söyleyemem; ama normalde rahatça yarıda bırakılabilecek, sıkıcı bulunabilecek kitabın sadece dili ve üslûbu sebebiyle bırakılamayacağını düşünüyorum...anlamak için değilse de- zira çok da kolay değil her söz, her cümle- o şeftalinin tadını almak için okunmalı. Cortazar'ın bu kıvrak, kıpır kıpır, hakikaten bir çağlayan gibi akan, gürül gürül dilinin muhteşem doruk noktaları var; örneğin "Clone" adlı hikâye hakikaten inanılmaz, hikâyeyi takip eden hikâyede ise Clone'un nasıl yazıldığına dair bir hikâye okuyoruz ve şaşırmadan edemiyoruz. Cortazar bu ustalığını hikâyelerin tamamına yaymış

Mırıldandığım Öyküler, yarım yamalak ama hatırası bir şekilde çeyrek yüzyıl zihnimde kalmış bu haliyle bana Cortazar'ın başyapıtı olan Seksek'i okumam için bir sebep olmuştu... Her ne kadar yazarın gerçek okurlar için sunduğu okuma düzenine göre yani bölümler arasında atlayıp seksek oynayarak değil, sıradan okurlar için yazarın belirttiği gibi ilk 52 bölümü okumuş olsam da edebiyat hatıralarımın en güzel yerlerinde duran bir başka eser...Mırıldandığım Öyküler'i dilin etkileyiciliğine kendimi kaptırmış şekilde okurken Seksek'in unutamadığım bir kısmını sık sık hatırladım bugün: La Sibylle ve Horacio'nun gece arkadaşlarıyla beraber caz plâkları dinledikleri bölümdeki muhteşem üslûp burada hikâyelerin tamamına yayılmış bulunuyor.

Bu şeftali şöleni kaçmaz ! Bu yüzden herkese öneriyorum Mırıldandığım Öyküler'i.

Borges'in toprağından, Arjantin'den bir yazar var karşımızda. Borges'in edebi yeteneğiyle kıyaslamaya cesaret etmemiş olsalar da, bazı yazar ve okurlar, nice övgüler düzmüş, yere göğe sığdıramamışlar Cortazar'ı. İnsaflı olmalı. Değerlendirmeler aklın dışına çıkıp beğeni tezgahında işlenmeyegörsün, şaşırtır insanı.

Hazret, Borges çapında mı? Hayır. Peki kendilerini okurken onca vakit kaybettiğimiz yerli-yabancı birçok yazardan iyi mi? Elbette, hem de fazlasıyla. Benimki de iş! En yüce zirveleri gösterip, geri kalan dağlara tepe demek gibi oldu. Kimse Mars'taki Olympus Mons ile kıyaslanmak istemez, değil mi!..

Her öyküde yeni bir yöntem dener Cortazar. Yoğunluk, öyküyü işleme ve derinlik bakımından hemşehrisiyle benzerlik gösterir. İnsanın aklına "Arjantinin havasından, suyundan" olduğu gelmiyor değil. Yüce And dağları aşkına..

"Kedi seven erkek" ikonunun doğup kadınların bir kısmınca çekici bellenmesine, özetle bu kedi seviciliğin piyasa yapıp bunu kullanan erkeklerce iyi iş görmesine bu kitap ne derece katkıda bulunmuştur, bilemem. Ama yazarın bir kedi sevdalısı olduğunu -tıpkı George Perec gibi-, bazı öykülerin kahramanının bir kedi olduğunu, her şey bir yana, kitabın adının bile buna işaret ettiğini belirteyim.

Sizi kitabı almaktan soğutur mu, bilmiyorum. Ama uyduruk sözcükleri itici buluyorsanız, zorlama kavramlar kullanmayı yersiz ve gereksiz karşılıyorsanız, son olarak bu kitabın çevirisinin, üstte saydıklarımı çevirilerinde yapmaktan geri kalmayan bir çevirmen olan Tomris Uyar tarafından yapıldığını bilirseniz, bu sizi kitabı almamaya itebilir. Ama bu iki açıdan yanlış bir tutum olacaktır: ilki, bazı uydurukça "tilcik"leri görmezden geldiğiniz takdirde çevirinin hiç de kötü olmadığını görüp keyif almanıza engel olur; ikincisi, kitabın bildiğim kadarıyla alternatif bir çevirisi yok.

Sağlam yazar, orta karar çeviri. Okunur bu kitap; Cortazar ne de olsa..

Kitaptan 4 Alıntı

Önsözden
Yetkin bir yazarın yersiz yurtsuz olduğunun, illede belli bir ulusal kültürün sözcülüğünü üstlenmesi gerekmediğinin en görkemli kanıtlarından biri Cortazar.

Mırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar (Sayfa 10)Mırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar (Sayfa 10)
arden 
29 Mar 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ben kendim için yazmayı seviyorum, bitirdiğimde, haz anından sonra bir erkeğin yana kayışı gibi oluyor, hani uyku bastırır, ertesi gün bambaşka şeyler tıklatır pencerenizi, yazmak bu bence, kepenkleri açmak, dışarıdakileri içeri salmak, defterler defterler dolusu; bir hastanede çalışıyorum, yazdıklarımı birilerinin okuması beni ilgilendirmiyor.

Mırıldandığım Öyküler, Julio CortazarMırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar

Gülebilirdik tabii, ama gülmedik. Artık olmaz, nicedir peşinde koştuğumuz, bize son derece gerekli olan o yalnızlığa kavuştuktan sonra gülmüyoruz artık.

Mırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar (Sayfa 36)Mırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar (Sayfa 36)
arden 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Bu keresinde öykü çok uzun sürdü, çünkü ne ben ne de Dilia bitmesini istiyorduk, uzatmak istediğim öyküler olmuştur ama küçük Japon kızı da, soğuk, burnu büyük
Norveçli turist de bırakmadılar bir türlü, gerçi öyküde son sözü ben söylerim ama haz önemini yitirmeye başladıktan sonra bir öyküyü sürdürme gücünü, hatta isteğini bulamıyorum kendimde, böyle anlarda son bir yorgunluk, öpücüğüyle, gereksiz sayılabilecek bir iniltinin kalıntılarıyla uykuya dalacak yerde, öykünün diri kalması
adına, birtakım yeni seçenekler, beklenmedik olaylar uydurmanız gerekir.

Mırıldandığım Öyküler, Julio CortazarMırıldandığım Öyküler, Julio Cortazar