Faruk Erem

Faruk Erem

Yazar
8.5/10
22 Kişi
·
76
Okunma
·
1
Beğeni
·
1.008
Gösterim
Adı:
Faruk Erem
Unvan:
Hukuk Profesörü
Doğum:
İstanbul, 1913
Ölüm:
15 Kasım 1998
Faruk Erem, (1913, İstanbul - 15 Kasım 1998), Türk hukukçu, yazar.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Burslu olarak Belçika'da hukuk alanında doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doçent olarak göreve başladı. Bir yıl İtalya'da kalarakceza hukuku ve kriminoloji alanında çalıştı. Dönünce profesör oldu. Üniversitede dekan düzeyinde yöneticilik yaptı. 1978'de emekli oldu. Türkiye Barolar Birliği'nin 11 Ağustos 1969 tarihinde ilk Başkanı oldu ve bu görevi 9 Ocak 1980 tarihine kadar sürdürdü.

Birçok kitabı ve yüzlerce makalesi vardır. Bir Ceza Avukatının Anıları isimli kitabı geniş kesimlerce okunmuş, sonradan Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Prof. Erem ceza hukukunda hümanist doktrini savunmuştur. Binlerce hukukçunun hocasıdır. Türk Ceza Hukukunu derinden etkileyen hocalardandır
Tanık kimliğini söyledi, genelev kadını idi. Hepimiz ayağa kalktık. Başkan tanığa yemin verdiriyordu.
- Namusun, vicdanın üzerine yemin ediyor musun?
Kadın başkana baktı. Etrafına bakındı. Başkan bağırdı;
-Yemin etsene be kadın!
+Edemem Reis Bey, çarpılırım. Namus dediğini çıkar edeyim.
Başkan durakladı, bakışını başka tarafa çevirdi zabıt katibine yaz dedi;
-Tanığa usulen yemin ettirildi.
Elimi tut dedi, tuttum.Adam soğuyordu. Eğer insanın nasıl soğuduğunu bilmezseniz, ölüm cezasını cesaretle savunursunuz. Öyle ya, herkesin ısısı kendine(!)
Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar. Amaç, suçluda ki insanı değil, insandaki suçluyu yok etmektir.
Avukatlık.. Zor meslek. Bu kitabı bitirdiğimde avukat olmak cidden yürek ister dedim. Yaşanmış olaylardan esinlenerek yazılmış kısa kısa hikayeler mi denir tam bilemedim ama hayatın gerçekleri. Allahım dedim çoğu yerde"Böyle bir şey gerçekten yaşanmış ve böyle böyle mi olmuş?" diye sorduladım. Çok şükür her halimize diye bitirdim kitabı..
“Adalet çözemeyeceği düğümü atmamalı..”
Habil ve Kabil’le beraber işlendi ilk suç.Kıskançlık ve kibir..Çok suç işlendi o günden bugüne dek.Tolstoy’un diriliş kitabının kapağını okuduğumda şöyle yazıyordu.:”Dünyada kimse tam anlamıyla masum olamayacağı için kimsenin kimseyi yargılama hakkı yoktur.!” Bu cümleyi bile bile Hukuk Fakültesi için çabalamıştım,iyi bir sayısal öğrencisiydim halbuki diş hekimliğine gidebilirdim,gitmedim.Annem hiç istemedi hukuk kazanmamı,gizlice yazdım.İlk okuduğum kitap Emine Özkan Şenlikoğlu’nun Ne Olur İhanet Etme kitabıydı.Bir sürü adaletsizlik yer alıyordu kitabında,yine vazgeçirmedi beni hukuk fikrinden işte.Hukuk okumasaydım ne bölüm okuyabilirdim sorusuna da asla yanıt veremedim zaten.Şöyle demişti hukuk fakültesinde bir profesörümüz:”Kanun ezberleyerek yalnızca hukuk teknisyeni olacaksınız ama onurlu vicdanlı yaşamayı kural edinirseniz kendinize ancak o zaman iyi bir hukukçu olabilirsiniz.” Küçükken ananem sürekli kuran okurdu,namaz kılardı dedemse asla camiye gitmez,ibadet etmezdi ama çok iyi adamdır,birbirlerini de halen severler.Onlarla beraber din ve ibadet özgürlüğünü aşıladım kendime.Kürt komşumuz vardı ama ben ayrım yaptıgımız o kadından gördüğüm komşuluk kadar hiçbir komşumuzdan görmüyordum.Velhasıl kelam kimsenin altında görmedikçe bir kadına fahişe dememeyi(ki şayet görsem de belki de kadını zorla çalıştırıyorlardır,belki de yaşadığı hayat itibariyle cidden yanlış bulmuyordur der geçerim o ayrı mevzu),dil,ırk ayrımı yapmamayı,önyargısız olmayı kendime hayat felsefesi edindim işte.Okuduğum bölüm çok yönlü düşünmeyi öğretti.Ceza muhakemesi dersinde gerçeklere %100 biçimde ulaşamayacağımı öğrendim devamında da,tüm deliller o insanı gösterse dahi..Bir gün iyi bir hukukçu olabilir miyim bilmiyorum,bu sıfatı layıkıyla taşıyabilir miyim bilmiyorum.Adalet terazisinden şüphe duyulabilir elbet çünkü adaletin sağlayıcıları ve yasa koyucular da soyut değil bizim gibi insanlar.Ama inandığım şu ki Rabbimin adaleti güzel işliyor.O zaman hukukçular niye var diyeceksiniz çünkü olmak zorunda.Çünkü tam anlamıyla belki gerçeğe ulaşılamasa da ulaşmaya calışmak zorunda.Kitap için de son şunu ekleyeyim.Bu kitabı okumak için hukuk okumak gerekmiyor.Bence insan olabilmek adına da okuyabilirsiniz..
Kısa olmasına rağmen kitabı zor bitirdim. Akıcı olmadığından değil, yüreğimi burktuğundan. Birçok anı için gerçekten yaşanmış olabilir mi diye sorgulamaktan kendimi alamadım. Etkileyiciydi.
Sadece hukukçuların değil herkesin okuması gereken bir kitap. Her anısında insanın farklı bir yönünü görüyorsunuz. Dışardan bakıldığında çok kolay hüküm verilebilecek olayların içine girince işlerin nasıl başkalaştığını görüyorsunuz.
Adalet doğru olarak işletilmediğinde hem uygulayıcısını hem tarafları öğütüyor. Ama en çok ona muhtaç olan tarafı
Ümanist doktrinin Türkiye'deki en büyük savunucusu, ceza hukukçusu Av. Prof. Dr. Faruk Erem'in anılarını okuduğunuzda, suçluların içinde aslında ne fırtınalar koptuğunu görecek; idam cezasının doğruluğunu tekrar tekrar düşüneceksiniz. Sadece hukukçuların değil, herkesin okuma listesinde olması gereken bir kitap.

"İnsanın nasıl soğuduğunu bilmezseniz, idam cezasını şiddetle savunursunuz." Av. Prof. Dr. Faruk Erem
İlk kez fakültede ismini duymuş olduğum bir kitaptı. Seçmeli ders olan hukuk ve edebiyat dersi sebep olsa gerek o zamandan beri okumayı düşünüyordum.Sosyal medyada da belli başlı cümle ve hikayeleri karşıma çıkmıştı. Bugün bitmesini istemediğim bu kitabı bitirmenin hüznünü yaşıyorum. Kitap gerçekten içerik anlamında çok iyi bir kitap. Hepsi de yaşanmış olan hikayelerden oluşuyor. Faruk Erem kişi ve yer isimlerini değiştirme inceliğini göstermiş. Kitabın benim açımdan tek falsosu üslup anlamında yeterince iyi olmamasıdır. Ancak edebiyatçı olmayan bir kimsenin tek eseri olduğu göz önüne alınırsa bu eksiklik mazur görülebilir. Kitapta genel anlamda yazarın da meslek hayatı boyunca savunduğu hümanist akımın izlerini görebilirsiniz. Özellikle ölüm cezasının olumsuzluklarına ve suçsuzluk karinesinin önemine değinilmiş olan bu kitapta en çok ilgimi çeken ve bir o kadar da duygulandıran hikaye idamlık azîz kısmı idi. Diğer hikayeler de gercekten sarsıcı ve okumaya değer tâbi.Okuyanlar ve okuyacak olanlar da bana hak verecektir diye düşünüyorum. İnsanın zehrini insan alır ve suçluyu kazıyın altından insan çıkar ekseni etrafinda hümanist akımın değerli bir savunuculuğunu yapan yazarın şüphesiz ölüm cezasının kaldırılması noktasında başrol oynadığını düşünüyorum. Başta adalet ve insan haklarını içselleştirmek ve kendini bu alanda geliştirmek isteyen meslektaşlarımın ve herkesin okuması gereken temel bir kitap. Genel kanının aksini savunan bu kitap sizin de fikrinizi değiştirmeye çok yakın veya en azından düşüncenizi tekrar gözden geçirmeye sevk ediyor, sorular sormanızı ve sorunlara başka açılardan bakmanızı sağlıyor ki en önemlisi de bu bence. Son olarak diyebilirim ki gerçekten amacımız suçlunun içindeki insanı değil insanın içindeki suçluyu yok etmek olmalı. İyi okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Faruk Erem
Unvan:
Hukuk Profesörü
Doğum:
İstanbul, 1913
Ölüm:
15 Kasım 1998
Faruk Erem, (1913, İstanbul - 15 Kasım 1998), Türk hukukçu, yazar.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Burslu olarak Belçika'da hukuk alanında doktora yaptı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde doçent olarak göreve başladı. Bir yıl İtalya'da kalarakceza hukuku ve kriminoloji alanında çalıştı. Dönünce profesör oldu. Üniversitede dekan düzeyinde yöneticilik yaptı. 1978'de emekli oldu. Türkiye Barolar Birliği'nin 11 Ağustos 1969 tarihinde ilk Başkanı oldu ve bu görevi 9 Ocak 1980 tarihine kadar sürdürdü.

Birçok kitabı ve yüzlerce makalesi vardır. Bir Ceza Avukatının Anıları isimli kitabı geniş kesimlerce okunmuş, sonradan Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir. Prof. Erem ceza hukukunda hümanist doktrini savunmuştur. Binlerce hukukçunun hocasıdır. Türk Ceza Hukukunu derinden etkileyen hocalardandır

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 76 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 57 okur okuyacak.