Roman, özellikle Çin Kültür Devrimi’nden başlayarak bilimin bastırılması, bireyin sistem karşısındaki yalnızlığı ve insanlığın kendine olan güveninin çöküşü üzerinden ilerler. İnsanların, başka bir uygarlığı dünyaya davet edecek kadar umutsuzlaşması, kolektif bir yabancılaşmanın ve ahlaki çözülmenin göstergesidir. Kitap, teknolojik ilerlemenin toplumları nasıl daha etik ya da daha iyi hale getirmediğini; aksine, var olan çelişkileri büyüttüğünü gösterir.
Roman, teknolojik ilerlemenin ve bilimsel keşiflerin toplumun etik ve siyasal yapılarıyla nasıl çatışabileceğini de gözler önüne serer. Bilim insanları, karar verici değil; manipüle edilen, kullanışlı araçlar hâline gelir. Bu da Max Weber’in “rasyonelleşme” eleştirisini hatırlatır: Modern toplumlar, araçsal aklı yüceltirken amaçsal aklı yitirir; bilgi güçtür ama neyin hizmetine sunulduğu sorusu hep cevapsız kalır.
Belki de Cixin’in dünyası, dış tehditten çok içsel kırılganlıklarımızın romanıdır. İnsanlık, düşmanı dışarıda değil, kendi içinde yaratır.