Mutlu ya da tasasızken, aynanın karşısında birisi olurdun. Üzgünken ise birisi olmaktan çıkardın: Yüz çizgilerin silinirdi, alışkanlıktan "ben" dediğin şeyi tanırdın ama sana bir başkasının baktığını görürdün orada. Bakışların yüzünün içinden o havadan yapılmışçasına geçip giderdi: Karşındaki gözlerse dipsizdi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, benim gibi seni yaşatanlar, sorgulayanlar aracılığıyla hâlâ konuşuyorsun. Biz senin yanıtlarını duyuyoruz, onlardaki bilgeliğe hayran kalıyoruz. Ama olaylar öğütlerini haksız çıkardığında da, onları yanlış yorumladığımız için kendimizi suçluyoruz. Doğrular senin, yanlışlar bizim.