En sevdiğim distopik eserlerden biri olan Açlık Oyunları serisinin yan ürünü olan bu kitabı oldukça etkileyici bulduğumu söyleyebilirim. Suzanne Collins her zamanki gibi çok akıcı bir dil kullanmış, 640 sayfalık kitabı 2 günde bitirtebilecek kadar da kurgusu merak uyandırıcıydı.
Kitabın konusundan bahsedecek olursak zamanı belirsiz olmakla birlikte, kıyamet sonrası Kuzey Amerika'da Panem ulusu, Başkent ve Başkent'i çevreleyen 12 mıntıka şeklinde yaşam sürmektedir. Mıntıkaların her biri başkentin belirli ihtiyaçları doğrultusunda çalışan insanlardan ibarettir. Başkentteki insanlar zengin, mıntıkalardaki insanlar fakirler ve ikinci sınıf insan muamelesi görmektedir. Hatta insan muamelesi bile görmediklerini bu kitapta daha detaylı bir şekilde anlamaktayız. Dolayısıyla iki taraf arasında bitmeyen bir savaş çıkar, ve Başkent bu savaşı bazı yaptırımlarla kontrol altına alır. Bu yaptırımlardan biri de meşhur "Açlık Oyunları"dır. Bu oyunlarda her sene her mıntıkadan yaşları 12 ve 18 aralığında bir kız, bir erkek haraç alınmakta ve bir arenada birbirlerini öldürmek üzere bırakılmaktadırlar.Şimdi buraya kadar bahsettiğim kısım ana seride de anlatılan, bildiğimiz hikayeydi. Bu kitapta çıkan savaşa ve sonrasına, Açlık Oyunları fikrinin çıkışına ve şimdiki haline evriliş sürecine tanık olmaktayız. Ana seride tanıdığımız Başkan Snow'un tüm bu süreçteki rolünü daha iyi anlıyoruz. Tabi kendisini ve düşüncelerini şekillendiren olayları da aynı şekilde...
Başkan Snow benim her zaman beğendiğim ve başarılı tasarlandığını düşündüğüm bir kötü karakter olmuştur. Bu kitapla onun düşünce yapısını gözlemleme fırsatı bulmak benim oldukça hoşuma gitti. Kitaptaki olaylar merak uyandırıcı olduğundan çok bahsetmek istemiyorum. Coriolanus Snow 18 yaşında zeki, hırslı, hevesli ve vicdanlı bir insan