Bugün bir insanı, üzerindeki "kıyafetle" (görevi, pozisyonu, markası, aracı) tanımlıyoruz. Ancak o kıyafetin altındaki irade, vicdan veya "insanlık" bir kılıf haline gelmişse, geriye sadece içi boş bir zırh kalıyor. Matrix filmiyle birleştirirsek; ajanlar mükemmel takım elbiseler içinde, kusursuz birer "kıyafet"tirler. İçlerinde bir insan, yani bir ruh barındırmazlar; sadece sistemin kodlarını icra ederler. Toplumda "makamını dolduran" ama "insanlığını unutan" herkes aslında o üniformanın içindeki boşluktur. Elbise, aynı zamanda bir "perde"dir. İnsan, çıplakken (hem fiziksel hem de metaforik olarak, yani hiçbir paye ve statü olmadan) sadece kendisidir. O noktada, yalan söyleyecek bir maskesi, arkasına sığınacak bir statüsü yoktur. Hakikat, bu "çıplaklıkta" yani "yalınlıkta" ortaya çıkar. İnsan, üzerine giydirilen (veya zorla giydirilen) rengin/kimliğin ötesine geçebildiği oranda insandır. Kimliklerimiz, dış dünyada giydiğimiz üniformalardan ibaretse, sistemin içindeki birer "boş elbise" olmaktan öteye gidemeyiz.
Felsefe
Hakikaten siz siz misiniz ?
Kötü güçlerin oluşturduğu bir Matrix içerisinde ne kadar kendiniz olduğunuzu düşündünüz mü hiç ? Ele alınan her sektörün sizin içerisinde doğduğunuz muhitin sınırlarına varıncaya değin kültürünü, geleneklerini, ananesini nasıl küresel bir zemine oturttuğunu... Düşünün! İzlediğiniz filmlerde ki sahnelerin kendi evinizin içerisinde yaşandığını, o vakit tepkiniz ne derece de olurdu. Dinlediğiniz müzikleri düşünün! İçerisinde ki sözler gerçekten sizin kişiliğinizi mi yansıtıyor diye kendinize sorun. Eğlence anlayışınız olan spor müsabakalarını da ele alın. Çoğu zamanınızın verimsiz bir şekilde geçtiği ve bazen de yüklü miktarda harcadığınız,gerçekten sizin eğlence anlayışınızın nirvanasını mı size yaşatıyor yoksa kitleleri kontrol eden birilerinin sizi de oraya sevkettiği bir amaçsız sürü psikolojisinin bir tezâhürümüdür ? Giydikleriniz sizin kültürün parçası mı moda kültürünün bir ürünü mü ? Aldığınız çoğu ürün sizin tercihiniz mi yoksa kapital sömürünün sizi materyalist bir zihniyete sürükleyip düşünmeye, idrak etmeye zaman bırakmayıp çok çalıştırıp çok harcatmaya yönlendirdiği gizli bir taktik mi ? Hakikaten biz biz miyiz yoksa başkalarının gösterisinde ki sahneleri mi yaşıyoruz ?
Duygu ve Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Neo'nun kırmızı hapı yutan adamı; Cypher. "Bilmek istemedim" dedi bifteğini yerken. "Matrix'in gerçek olmadığını biliyorum ama yeterince gerçek hissettiriyor." Bu belki de en dürüst itiraf. Çünkü Cypher kötü adam değil aslında — sadece gerçeğin ağırlığına dayanamayan biri. Ve burada çok zor bir soru var: Gerçeği taşıyabilmek bir erdem mi, yoksa sadece bir dayanma kapasitesi meselesi mi? Yani bazı insanlar "daha güçlü" olduğu için mi uyanık kalıyor, yoksa sadece Matrix onlara daha az konforlu bir yalan mı sundu? Belki de en büyük lüks, gerçeği seçebilecek kadar kaybedecek azı olmak. Çoğu insan için Matrix sadece kaçış değil — tek güvenli yer. Ve bunu bilerek "uyan" demek... biraz zalimlik de içeriyor.
Felsefe
Güzel şeylerin bile...
Başlangıcı olan her şeyin bir de sonu vardır. Matrix 🎬
İnsan çalışırken, izliyor kendini sayfalarca Birden durup filme alıyorum kendimi Kederimi, yorgunluğumu ve gölgemi Sayfa sayfa, kendime dönüyorum Keşke beni, ben olduğum için seven bir ailem olsaydı Keşke kırlarda çiçekler açsaydı Keşke, keşke demek yerine hayatımız olsaydı Kuşlar gibi uçsaydık, arılar gibi konsaydık bedenlerimizin üzerine sevgiyle. Bu kentte özel olan ayıp, ayıp olan güzeldir Sevişirken kaçar, kavga ederken gösteririz Peki, neden böyleyiz? İnsanoğlu hastalığının üzerine gönderilmiş sığ bir zincir gibiyim, Hiç olmasam daha iyidir diyorum çalışırken Sahi, bu kadar sevmez mi insan tutsaklığı? Ben sonsuza dek kendimi izleyip Kendimi çözmek istiyorum Sonra Tanrı’nın karşısında şiirler okuyup sevmek Belki, daha çok; İnsan durup düşünmeli Kenardan kenardan izliyorum insanları, Hiçbir kez onlara katılmıyorum, dünya koca bir kirli nehir, akıyor üzerlerine ve boğuyor insanları İnsan ayrılmadan, göremez üzerindeki kirliliği; Tanrı bundan ölümü yaratır. Kendimi yargılamıyorum, onaylanma kabul görme çabasını yargılıyorum..
“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.